kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

USTAM VE BEN - OSMANLI MİMAR SİNAN VE BEYAZ FİL HARMANLAMASI

ustam ve ben
ustam ve ben. elif şafak imzalı mimar sinan yüceltmecesi.

kitabın sonsözünde elif şafak ın da aksetme gereği duyduğu gibi kendisi mimar sinan hakkında bir kitap yazmak istemiş olayların akışıyla zamanın ilerleyişiyle karakterlerin gerçekliğiyle oynamış hepsini harmanlamış yapmış olmuş.

ona laf sokucam buna laf sokucam şunu yücelticem araya da fil katıcam derken mevzunun ne olduğunu anlayamadığımız kitabın yarısına gelince başkarakterin çakma olduğunun ifade edildiği aslında her şey matrix bildiğiniz her şey yalan kıvamında kendinizi pisa kulesi gibi uluorta cıscıbıl cahil hissettiğiniz bir serüvenden sonra kitap esas mevzuya mazhar olarak akıcılığa kavuşmuş karakterler neydim ne oldum ama aslında ben bu idim mesajlarıyla geçiş yapmaya başlarlar.

filleri severiz filbazdan ötürü kakalamasıyla duygusallaştırılıp anlatılan her olaya itik buruk bir çocuk nazarıyla yaklaştırılmaya başladığımız süreçte beni sevmen için dağları deldim camiye çevirdim diye isyan eden yüz yaşını geçmiş çırak kalfa usta fosil dörtlemesini tamamlamış ama hayata gözlerini tamamlayamamış yaş 105 olmuş iş bitmemiş mimar ve filbaz cihan kanuni sultan süleyman yıllarından başlayarak osmanlı döneminin içinden başlayan bir kesit sunmaktadır bize hindistanda sona eren.

halkların yönetim biçimleri çok ulusluluk ırkçılık karar mekanizmaları bilim uğraşıları toplumsal algılar mahalle baskısı güç dengeleri hayattan beklentiler varsıllık yoksulluk kefeni cebi yok kula kulluk etmek nüfus yoğunluğu kablosuz internet yoksunluğu gibi konulara her okuyanın kendince anlamlar çıkaracağı konusuyla hiç alakası olmayan mesajlarıyla şişirilmiş zorlama bir kitap izlenimi vermektedir.

ustam ve ben

kitabın finali aksiyon gerilim tadında gerçeklerin peşinde oklar işlemez kurşun geçirmez cüneyt arkın misali yoluna devam eden cihanın ölmeyi başaramadığı için hintli olan lakabına uygun şekilde hindistana gidip orada da mimarlığına devam etmesiyle hareket ve çeşitlilik kazanır.

SHERLOCK - ÇOK ESKİLERE GİDİNCE HERKES DUYGUSALLAŞIR MI

sherlock. sherlock holmes hikayeleri anlatan benedict cumberbatch in sherlock holmes u canlandırdığı dizi.

dizi dördüncü sezonunda üçüncü bölümle son buldu. bölümün adı da son sorun du. çok finalsi bir isim olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

bir önceki bölümde sherlock her hareketini aslında daha önce varlığını bilmediği kızkardeşinin yönlendirdiğini fark edince acayip bozulmuş kukla mıyım ben feryatlarına başlamıştı. bunun sonucu olarak uzun süredir duygularının esiri olmaya başladığını olaylardaki tekinsizliğinin nesnelliğinin zayıfladığını hoplaya zıplaya debelene yuvarlana söylemiş olmamıza rağmen bu durum son sorunda son sorun olarak karşımıza çıkıyor.

her şeye kadir abisi mycroft un altını ıslatmasını sağlayarak hazırladığı kurguyla başlıyor sahne ve ondan gerçeği öğrenerek kardeşinin peşine düşüyor ki kardeşinin de istediğinin bu olduğuna kafası basmıyor haşin danışman olay çözücü sherlock un.

zayıflamış pas tutmuş yas tutmuş yılmış duygusallaşmış desteğe ihtiyaç duyar olmuş maziyi unutmuş da geleceğe bakar olmuş sherlock kızkardeşi eurus un tutulduğu bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine ava giderken avlanmıştır.

eurus doktor watson mycroft ve sherlock için bir deney pisti hazırlayıp onlarla kedinin fareyle çocuğun kakayla oynadığı gibi oynarken hadi canım yok artık eeeee daha neler breh breh breh demekten kendimizi alamadığımız katıksız özensiz sıkıcı sahneler testere filmi kulvarlarını aratmayacak çeşitlilikte içerik ve derinlik olarak yerli dizilerdeki mevzulara denk sığlıktadır.

sonuç olarak sherlock un içsel yolculuğumu tamamladım aslında ben duygusal bi adammışım tiradıyla bitirdiği finali elinden şekeri alınmış çocuğun öfkesiyle izlerken bir mutlu sona daha yelken açmış olmanın katlanılası sevinciyle boynumuz bükülmektedir.

artık biliriz ki batman ve robin neyse sherlock ve kankaları da odur.


dizinin güzel sürprizi başdüşman moriarty nin eurus a yardım ettiğinin beyanıdır ki kendisini kötü adamların açık ara usain bolt u ilan etmişliğimiz vardır zamanında.

BİLİNMEYEN ADANIN ÖYKÜSÜ - ŞİİRSEL VE MASALSI

jose saramago
bilinmeyen adanın öyküsü. jose saramago dan müzik gibi soluksuz dinlendirici sorgulatıcı bir melankoli.

hükmettikleri olmadan kral olmanın yalnızca kendinin kralı olmaktan ibaret olduğunu kralın yüzüne çarpan kralın halkının isteklerini yerine getirmeden kral kalamayacağının altını çizen bir erkek karakterle bu süreçte erkeği izleyen gözlemleyen erkekle ilgili kendi için kararlar veren erkek için geçmişinden kopup yola düşen kadın karakter var eder bütün serüveni.

bilinmeyen bir adayı bulmak için yola çıkmak isteyen bu ikili aslında birbirlerini bulmaktadırlar ki bunu fark etmeleridir serüvenleri.

"kim olduğunu bilmiyorsan kendin olman mümkün değildir" sözüyle erkek hem otoriteye cevabı yapıştırmış hem de arayışın sonu olmadığını aslında insanın kendini aradığını kendini tamamlamaya çalıştığını belirtmiştir ama karşındaki anlarsa.

"işten eve dönen erkekler midesi olan ve karnını doyurması gereken varlıkların sadece kendileri olduğunu zannederler" diye düşünerek kadın ayrımcılığın kökenine bin yıllık bir ışık tutmaktadır ki karşındaki anlarsa.

"adayı görmek için adadan dışarı çıkmak gerek" bu şiirsel hikayenin özeti ve arayışın bitimsizliğinin ifadesidir.

jose saramago

KURT GÖLÜ - GÖZLER ALDATIR HİSLER YORULUR GURNEY DEN SUAL OLUNMAZ

john verdon
kurt gölü. john verdon imzalı serinin beşinci kitabı.

emekli dedektif gurney kendini yeniden kaçırmayı göze alamayacağı bir davanın içinde bulur. arkadaşı hardwick ona yine bir imkansız dava getirmiş gurney i olayın içine çekmiş bizi yolculuğa çıkartmıştır.

bu kez itirazlarıyla hem bize hem gurney e hayatı dar eden karısı da artık seni vaz geçiremiyorum o zaman ben de olaya girerim diyerek yardımcı dedektif rolüyle büsbütün şoka salar bizi. karı koca duygusal yıpranmışlıkların zirvesinde bir tur atıp mantık çerçevesinde ayaklarını yere basarak olayı çözmeye odaklanırlar.

hipnoz yoluyla işlendiği iddia edilen intiharların mantıklı açıklamasını bulmaya çalışırken 11 eylül sonrası küresel ve amerikasal bakış açısının güvenlik alanlarında nelere yol açtığını nelere mal olduğunu insanların bu uğurda neye dönüştüğünü gözler önüne serer gurney. ülkesel bazda bir tehdit olarak algılanan intihar tohumlama yönteminin öncüsü olarak ifşa edilen ve ortadan kaldırılmak istenen hipnozcu bir doktorun aslında yeteneklerinin ötesinde işler başardığına inanıldığını ortaya koymak analitik düşünme dahisi imkansızlar dedektifi gurney den başkasının yapabileceği bir iş değildir zaten.

kurt gölü

doktorun masumiyetini ortaya koyarken kendi hayatının karısının hayatının ve bizlerin hayatlarının sorgulamasını yapmak ve yaptırmak gibi başarılı seviyede psikolojik tahlilleri nedeniyle yılın dedektifi oscarını minareden at beni in aşağı tut beni hızında gurney e takdim etmekteyizdir ki karısının da yardımcı oyuncu gaz veren oyuncu dürtükleyen oyuncu olarak ödüle layık olduğunu söylemeden geçmeyelim.

beş kitaplık serinin gerektiğinde otoriter hayata yaşanılması için tasarlanmış gözüyle bakan iyimser öngörülü yönlendirici bilirkişi karakteri olarak dedektif gurney den daha çok ön plana çıktığını söylememiz gereken karakter kesinlikle karısı madeleine dir.

yazar john verdon un da edebi yönden geliştiğini her kitabında çıtayı biraz daha yükseğe koyduğunu işin polisiye zevkinin yanısıra gerilim yönüne de yatırım yapmaya başladığını daha okunulası bir hal aldığını söylemek gerek.

SHERLOCK - YALANCI DEDEKTİF

sherlock
sherlock. sherlock holmes hikayeleri anlatan benedict cumberbatch in sherlock u canlandırdığı dizi.

yeni bölümü yalancı dedektifle yeniden karşımıza çıkan sherlock duygusal olarak kendini iyice kaybetmeye başlamış uyuşturucu alışkanlığı kendisini bitip tüketmekte olan bir bölüm önce kaybettiği arkadaşı mary nin yasını tutarken çıkar karşımıza.

mary nin eşi sherlock un tek arkadaşı doktor watson da aynı duygusal tükenmişlikle başa çıkmaya çalışmakta terapistlerle işi yürütmektedir. kızını da iyice boşlamış sanrılarla yaşamaktadır. sherlock tan tek farkı uyuşturucu kullanmıyor oluşu ve daha az zeki oluşudur.

sherlock

ikili görüşmedikleri için bu durumu çözmek yine sherlock a düşer ancak kendisine bunu gerçekleştirmesi için bir dava lazımdır. mary nin de sherlock a söylediği gibi inanırsa seni kurtarmaya gelir durumunu kullanıp watson ı karışık olaylar içine çekerek kendisini kurtarmaya mecbur bırakır. gözüne kestirdiği bir seri katilin yakalanması için kendisini yakalatması gerekir ki enikonu ölüyor olması gereken bir duruma sokarak kendisini watson ı olaya dahil edebilsindir.

bu esnada olaya dahil olan ve daha önceki sezonlarda hiç karşımıza çıkmamış olan sherlock un bilinmeyen kız kardeşinin bu olaya yön verdiğini öğrendiğimiz finalden sonra insanların davranış ve düşünme biçimlerinden onların geçmişlerine ve geleceklerine yönelik tahminlerde bulunarak olayları kurgulayan ve bu durumdan böbürlenen aşırı zeki sherlockumuzun aslında olayların kendi istediği gibi değil de başkası tarafından yönlendirildiğini fark ettiği anki yüz ifadesini görmek için 4. sezonun son bölümünü keyifle bekliyoruz.

PETER PAN ÖLMELİ - MÜKEMMEL SERİ KATİL İÇİN PETER PAN A OY VERİN

john verdon
peter pan ölmeli. john verdon un serisini devam ettirdiği üç kitaptır becerip adam edemedim aslında mükemmel dedektif yaratacaktım beceremedim bari mükemmel seri katili yaratayım da mevzu uzasın diye özetlenebilecek dördüncü kitabıdır.

cinayetleri tazmanya canavarının yemek yeme iştahı gibi şappadanak çözen elini attığı davayı kurutan çalışırken de böyleydiyse cinayet masasının olay çözme oranı yüzde yüzdür garanti dediğimiz emekli dedektif gurney ilk üç kitabı ölmeden hafif ya da ağır yaralarla atlatarak nekahat dönemini yeniden pırasa dikmek ve tavuk beslemek için bitirmiş emekli olduğuna bin milyon pişman durumda bıraktığımız çiflikte çıkar karşımıza.

günlerden bir gün tam da kümes yapmaya motive olmuşken üçüncü kitapta gurney yüzünden işten atılmış eski dedektif arkadaşı ilginç bir dava için kendisini aradığında gurney arkadaşına artık bu işleri bıraktığını tavuklarıyla ilgilenmek istediğini karısının tripleriyle başa çıkamadığını söylemiş telefonu kapatmış ve kitap burada sona ermiştir.

peter pan ölmeli

ya da keşke öyle olsaydı. yazar dördüncü kitabında üçüncü kitabındaki akıcılıktan hız duygusundan merak uyandırıcılıktan eser bulamadığımız tam bak bu işi kotaracak galiba bu amca derken trapezden yere çakılan bir ivmeyle sürekli kendimize iyi de neden tamam da sana ne e ama bize ne dedirterek okumaya çalıştığımız bir kitaba imza atmıştır.

kitap boyunca imkansız cinayet imkansız cinayet - ki diğer kitaplardaki tema da budur - diye kafamızı ütülemiş olayı imkansızlıklar üzerine kurmuş imkansızlar katili etiketi yapıştırılan bir seri katilin peşine düşmüş sonra da cinayetin işlenmesinin imkansız olduğunu ortaya koymuştur.

üzerine misyon yüklenen katil anne babası tarafından terk edilmenin verdiği acıyla yunanistanda başlayan hayat hikayesinde 8 10 yaşlarından başlayarak soğuk kanlılıkla adam öldürmekte olan minyon bir karakterdir. en zorlu cinayetleri işlemesiyle meşhur kiralanması zor bir seri katildir. kendisine ait türkan şoray kuralları olan işlenmesi için kendisine başvurulan cinayeti gerçekleştirme yöntemini kendi belirleyen kurunun yanında yanacak yaşları da hesaba katmayan dikkatli planlı iz bırakmayan tehlikeli bir katildir.

zamanında annesini koruyucu ailesini kaldığı yurdunu ve bunların hepsine dikkat dağınıklığı eklemek için onların yanında daha bir sürü insanı da yakarak öldürmüş olaylara hep kaza süsü vermeyi başarmıştır. hakkındaki bilgilere ulaşmak ulaşılan bilgileri harmanlayarak gerçekleri gün ışığına çıkartmak tabi ki süper kahramanımız emekli dedektif gurney den başkasının yapabileceği bir meziyet değildir.

bütün seri boyunca yaşadığı ikilemlerden psikolojik yıpranmışlıklardan kurtulamayan iş ve eş arasında gidip gelen olayları çözme motivasyonunun kaybettiği çocuğunun öldürülmesi üzerine kurulu olduğunu gördüğümüz gurney bu olayda da kendisine biçilen rolün hakkını verir olayı çözer katili yakalar hatta öldürür.

karısı artık yakasından düşer ve ne halin varsa gör herif ben senle uğraşamam artık sana karışmıyorum diyerek yenilgiyi kabullenmiş apollo creed gibi köşesine çekilir.

SHERLOCK - TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ KALMAYA

sherlock
sherlock. benedict cumberbatch tarafından canlandırılan sherlock holmes hikayeleri anlatan dizi.

dizi uzun beklemelerden sonra 4. sezonuna yeni bir bölüm daha çekti. bölümün adı six thatchers. peşinde koşulan katilin peşinde koştuğu altı adet margaret thatcher heykeline gönderme yaparaktan konmuş.

abisi ingilterenin ceo su gibi takıldığı için dokunulmazlığı arşa kadar yükselmiş olan ama kendisine sorsanız mükemmel beyninin hatırına serbest dolaşma adam öldürme soruşturma yapma yetkileri kendisine verilmiş sherlock her zamanki tavrıyla olayları çözme eğiliminde olan beyninin esiri olarak polis teşkilatına yardımcı olmaktadır.

sherlock

son bölümde evlenmiş olan arkadaşları doktor watson ve eski ajan mary bebek beklemektedirler. olaylar hızlı ve akıcı şekilde gelişir gider. takip etmek için nedensizizdir. sahneler akıcı ve sıkıcıdır.
nice zaman sonra polis müfettişi greg ve sherlock un abisi mycroft sherlock un önüne bir olay koyar. kırılan thatcher heykelleri sonuç olarak bizi eski ajan mary ye bağlar ve heykelleri bulmak uğruna cinayetler de işleyen katilimiz mary nin iş arkadaşı çıkar. birlikte girdikleri bir operasyon sonrası esir düşmüş ve kendisine ihanet edenin mary olduğuna inanmaktadır. katili durdurmak ve yakalamak isteyen sherlock bunda başarılı olamaz ve mary ölür. watson ve sherlock bu duygusal süreci atlatabilecekler mi sonraki bölümlerde göreciyz.

dizinin en tatmin edici anları tiyatro havasında tek nefeste söylenen uzun uzun repliklerdi. sherlock tan duymaya alışkın olduğumuz çıkarımsal betimlemeler hayal kırıklığı yaratan 3. sezondan sonra yeniden karşımıza çıktı ve devamının gelmesi temennimiz.

KAİKEN - KALDIM GURBET ELLERDE

jean-christophe grange
aksiyon gerilim deyince akla gelen isimlerden jean-christophe grange in japonlara iltifat etmek için mi laf sokmak için mi olduğu belli olmayan cinayet serüvenli özbenlik bulma arayışı kitabı.

grange diğer kitaplarında da olduğu gibi karışık olayları birbirine bağlamaksızın aksiyonu ve gerilimi üst seviyede tutarak adeta bir otoyolda sürekli şerit değiştirip yan yollara saparak ilerleyen hızlı bir araç sahnesi izletir gibi bizleri konudan konuya olaydan olaya sürüklerken bu olaylar birbiri ile bağlantılı mı öyleyse nedir bu bağlantı değilse bunu niye anlattın gibi sorularla bizi allak bullak edip sudan çıkmış balığa çevirmektedir.

grange toplumların yabancıları ne koşulda olursa olsun kabul etmedikleri gerçeğini yabancıların her zaman kendilerini yabancı hissettiklerini farklı bir kültüre gelip uyum sağlamanın zorluklarını gül bahçesinde lavanta olmanın verdiği hoşluğun ne kadar zor ve boş olduğunu dişi bir japonun fransaya gelin gelerek bunu aşma serüvenine gönderme yaparak gözler önüne seriyor. bu esnada özenilesi ve düşlenilesi japon kültürünü yerden yere vurup o kadar da diilmiş haa dedirterek uzak doğu kültürüne bakışın ne kadar kof ve içi boş bir anlayışla bizi sarıp sarmaladığını da dillendiriyor.

hikaye avrupadan asyaya taşınırken fransadaki anlatımlarda ne kadar ayrıntı varsa çoğu gereksiz ne kadar sokak ismi verilmiş ve yerler ayrıntılarıyla anlatılmışsa japonyada da o derece ayrıntısız sade yalın biçare bi anlatı izlenmiş. ha ayrıntı verse bilecez mi. yooo. ama fransayı da bilmiyoz zaten.
jean-christophe grange

olayların birbiri içine geçişi birbirinden kopuşu sırasızlığı hızı heyecanı ayakta tutuşu sonuna kadar iyi gelmişken final tsunami dalgaları gibi olur bizi göklere çıkartır yerlere yapıştırır titretir diye beklerken keşke güney amerika öyküleri gibi bari bıraksaydın gerisi bizim hayal gücümüzle canlansaydı diyerekten kitabı raftaki tozlanmasına bırakmaktan başka bir şey gelmez elimizden.

ŞEYTANI UYANDIRMA - E BEBEĞİM E E

john verdon
şeytanı uyandırma. john verdon un üçüncü kitabı şeytanı uyandırmada ilk iki kitaptaki karakterler aynen devam etmektedirler. emekli polisiyesi tadındaki serinin üçüncü kitabında dedektif gurney ikinci kitaptaki gibi yine bir anne tarafından çocuğu için yardım istenmesi vesilesiyle bir cinayet soruşturmasına katılır karışır ve de uzaklaşamaz.

ilk iki kitabından farklı olarak yazar edebi anlamda pişmeye başlamış gereksizlikleri ortadan kaldırmış olaya odaklanmış heyecanı ve gerilimi dengede tutup bizlere çeşitli stratejiler üretme fırsatını da sunarak konuyu iyi işlemiştir.

esnemelerden ve sulu gözlerden uzak kalmayı başarabildiğimiz bu kitabında işlenmesi imkansız olarak ifade edilen bir cinayeti masaya yatırarak soruşturma stratejilerindeki hataları göz önüne sermiş seri katilin polisleri dahi manipüle edecek şekilde oluşturduğu kurguların kararları nasıl etkileyebileceklerini ortaya koymuş insanların bir gün zirvedeyken ertesi gün dibe vuruşlarını anlatmış içimizdeki benim sadık yarim kara topraktır dürtüsünü izah etmiştir.
şeytanı uyandırma

son elli sayfaya kadar her nevi hormona vücutta tur artıran ve de hormonların dans pistini mesken edinmelerini sağlayan yazar finalinin tavan yapması beklenen bu kitabında marvelvari bir tavırla iyiler daima kazanır ve sherlockvari bir bakışla en net gerçekler burnumuzun dibinde görmeyi ertelediklerimizdir beyanıyla ortaya konulan bir ton seçenekten en sığ en çiğ en itici olanının tercih edilmiş olmasıyla bizi hüsrana sürüklemiş kurşun adres sormaz ki dedirterek bizi böğrümüzden yaralamış ah ahhhh diye iç çektirtmiştir.

karısı da üç kitaptır isyanım var kadere gel artık şu çiftliğe diye tribal enfeksiyon takılsa da gurney ben hep böyleydim bunu şimdi daha iyi anlıyorum diyemeyerekten yan çizer. yanmaktan son anda kurtulan ve yine ölmeyen dedektif karısının hışmıyla karşılaşacak mıdır bekleyip göreciyz.

GÖZLERİNİ SIMSIKI KAPAT - ARTIK AÇABİLİRSİN

john verdon
gözlerini sımsıkı kapat. john verdon un birinci kitabı aklından bir sayı tut taki iyi fikir kötü final hezimetinden sonra bunu da denesek mi ki kaşıntısıyla kendimize zerk ettiğimiz kitaptır.

aslında yazar kitaba gözlerini sımsıkı kapat adını vererek bize mesajı daha en baştan vermiş ama biz dinlemek istememişizdir. birinci kitaba nazaran edebi parçalamalar azalmış olsa da ikinci kitapta da küçük dağları ben yarattım durumu devam etmekte karnımıza ağrılar girmektedir.

ikinci kitap birinci kitabın bitişinden bir süre sonra dedektif gurney i özel dedektif gibi kiralamak isteyen bir annenin gelişi ve bir cinayetin daha çözülmesini isteyenler tarafından gurney in olaya dahil edilmesi ile başlar. karısıyla emeklilik sonrası çekildiği doğal yaşamdan o derece sıkılan ama bunu kendine bile itiraf etmek istemeyen sazan dedektifimiz olaya balıklama atlar ve çölde su bulmuş kutup ayısı gibi zihinsel rahatlamaya kavuşur.

adam dedektif. adam olay çözmeye aç bir beyin. adam dünyanın en iyi dedektifi. napiyo. pırasa dikip tavuk besliyo. e böyle olunca ölen karınca için bile soruşturma başlatıyor adam. neyse.

olay hemen ilgisini çekiyor tabi ve çözmek için sapla samanı ayırıp samanlıktaki iğneyi de buluyor ama onun iğne olduğunu anlamıyor. işte bu kısım en vahimi. olayları çözmek için yedi dereden su getirebilen bağlantıları şıppadanak kuran bu dedektif gözünün önündeki gerçeği adeta gözünün önünde gergedan boynuzu varmış gibi göremiyor.
gözlerini sımsıkı kapat

finali nasıl olacak acaba bu sefer derken yazar ilk kitaptaki sefaletin üzerine tuz biber ekmeyeyim acık da sevindireyim der gibi yapıp gurney i öldürüyor mu tabi ki hayır. adam seri üretime geçmiş. kitap yazmak için her seferinde karakter mi uydursun. dönüp dolaşıp aynı karakterin benzeri adamlara hayat mı versin. hayır tabi ki. aynen devam diyor ve sadece bir iki kurşun darbesi aldırıyor gurney e.

her fırsatta emeklilik hayallerimizi boşa çıkardın tripleri yapan karısının eline kozu da verip ahan da paçayı zor kurtardın artık bu işleri bırakırsın gari dedirterek kitaba noktayı koyuyor ve bir mutlu sonla daha ayrılıyoruz boynumuz bükük.

AKLINDAN BİR SAYI TUT - ŞİMDİ BIRAK

aklından bir sayı tut
aklından bir sayı tut. john verdon denen amca hayatı boyunca reklamcılıkla uğraşmış sonra da emekli olmaya karar verip münzevi bir hayata çekilmiş akabinde bakmış olmuyo keşke bizim de şuralarda bir seri katilimiz olsa diyerek kitap yazma sevdasına düşmüş amerikalı bir romancıdır.

kapitalizmin de özü serbest piyasa anlayışıyla herkes yapınca oluyo ben de deneyecem tribiyle kendi seri katilini kendin yarat peşine de bir dedektif tak düşüncesiyle yola çıkılmış bu ilk kitapta yazarın ilk kitabı yani kitaptaki karakterin karısının tabiriyle belki de dünyanın en iyi dedektifi olan emekli dedektif gurney olayın içine dalar yeni bakış açıları sunar psikolojik değerlendirmeler yaratır ve davayı çözer.

Yazar gerçek hayattaki emekli kişiliğinin bir yansıması olarak roller yüklediği canı sıkılan emekli dedektif gurney üzerinden yaşadıkları dağ evini doğayı kişileri falan anlatmaya girer ki edebiyat parçalayarak sanırsın ki bir dostoyevski bir hugo bir balzac olmuş kitabı şişirmektedir. bu durum bir süre sonra kabak tadı verir ki benim üzerimdeki etkisi direk uykuya dalmam olmuştur. betimlemeler tanımlamalar rus edebiyatına taş çıkartmak isterken göz çıkartmaktadır. sıkılmaktan esnemekten gözümüzden yaş gelmekte ama okumak ve sonucu görmek için karda bata çıka yürümeye benzer şekilde ilerlemekteyizdir.

ha babam de babam sonuca yaklaştığımız vakit yaratılan güzel bir teorinin sözüm ona dünyanın en iyi dedektifi olması muhtemel gurney tarafından yumurta yere düşüp çatladıktan sonra çıkan sesten sonra fark edilebilmesi içimize fazla yağlı baklava gibi oturmuştur.
aklından bir sayı tut

her şeye rağmen güzel bir finali hak ederiz herkes ölür biz de seyrederiz diye beklerken vay arkadaş kurşunlardan ve de oklardan sıyrık bile almadan kurtulan bir cüneyt arkın misali karakterlerin hepsi hayatta kalmayı başarır ve bizi kocaman bir offfff demeye sevk eder.

yazarın ikinci kitabı çıkınca anlarız ki karakterler ona daha çooook lazım olacaklardır ki bu nedenle ölmemektedirler.

karıştığı olaydan dolayı ölümün ucundan dönen gurney e karısı bazen içten içe bazen alenen sitem ederek noldu hani emekli oldundu ve biz doğa içinde doğa için yaşayacaktık tripleri yapsa da dedektifimiz ya valla bi kerelikti gevelemesiyle yarım elma gönül alma yapıp ikinci kitaba selam çakar. biz de deneysel edebiyat yapan bu amcanın kitabına du bakalım nolcek merakımızla devam ederiz.

PAN - BÜTÜN TRAVMALARI ANNELERE YIKAN BİR ZAMANLAR NEVERLAND KURGUSU

peter panpan. peter pan. hayaller gerçek olur diyerek yola çıkartan umutlar ölmez temalı çocuk klasiğinin hollywood uyarlaması.

bilinen peter pan öyküsüne yeni bir bakış getirmek ve daha da hollywood laştırmak için yazılmış evvel zaman içindeyi anlatan film. filmde 2. dünya savaşından 12 yıl önce ingiltere de bir yetimhanenin kapısına bırakılan peter adlı çocuğun öksüz damgasıyla yıllar boyunca rahibelerin ellerinden çektiklerini ve peter in de rahibelere azap vermek için yaptıklarını ve aldığı karşılıkları izleriz ilk önce.

birçok öksüz yetim çocuğun ortadan kaybolmaya başlaması 2. dünya savaşı sırasında alman uçaklarının ingiltereye saldırmasıyla paralel gerçekleşir ve peter bu durumdan acayip kıllanır. plan yaparak ne olduğunu anlamaya çalışırken başrahibenin para karşılığı çocukları sattığını öğrenir ancak sanki engellemek gibi bir şansı varmış gibi müdahale edemeden onu da alırlar diğer çocuklar gibi. kendini bir anda korsan gemisinde bulan peter savaş uçaklarının açtığı ateşten de sağ kurtularak boyut değiştirip var olmayan ülkeye yani neverland e gider. her hikayenin başlangıcı vardır diyerek esas hikayede peter pan in memleketi olan neverland e peter in gelişini nasıl pan a dönüştüğünü anasını falan her bir şeyciği idrak etmeye sevk oluruz.

hugh jackmanhikayede kötü adam hugh jackman kaba sakal namıyla karşımıza çıkar ve perilerin suyunu sıkarak onlardan nargile otu yapıp içine çeker ve gençleşir. sanırsın ajda pekkan. tebi ki de küçücük perilerden olma güzellik cigarasının da ömrü kısacık olur ve daha dahaaaaa naraları arasında kendine iki görev addeder. saklanmış perileri bulmak ve çocukları mağaralarda peri taşı bulmaları için çalıştırmak.

tipik bir seçilmiş kişi durumuna indirgenen peter pan hikayesinde peter kehanete göre uçabilecek ve de adaya özgürlük getirecek kişi olacaktır ancak henüz uçtuğunu hatta anasının memleketinde olduğunu bilmemektedir. madenlerde samimiyet kurduğu tek kişinin ileride ki en büyük ve hatta tek düşmanı olan kaptan kanca james hook olması yine hikayeyi başka bir boyuta taşır merakı körükler beri taraftan kancaya sempati duymamıza neden olan olaylar sıra gelir.

madenlerden kaçar perileri korumak için danseden yerel halkı bulur ve kaptan kancanın aşık olmasını ve iyilik meleği kesilmesini sağlayacak olan esas dişiyle beraber perileri kurtarmak için kaba sakalla mücadeleye girişir. seçilmiş olduğu kişi olmak için filmin son anını beklemesi bütün seçilmiş kişi filmlerinde olan klişeye selam çakar tıpkı rocky nin bütün maçlarını son rauntta alması matrix te neo nun böğrüne kurşunu yemeden kafasının çalışmaması gibi.

timsahbi ara sahneye timsahların çıkması ahan şimdi gidecek kaptan kancanın kolu dedirtse de hollywood belki film tutarsa o hikayeyi de ikincide anlatırız diyerek mevzuya yanaşmamıştır. yerel halkın savaşçısı anlamına gelen pan ifadesini peter e vermeleriyle peter pan artık kaderini gerçekleştirmek üzere hazır ve de superman gibi uçmaktadır. perilerle birlikte kaba sakala karşı savaşırken adeta peri bükücüye döner ve perileri yönlendirip önce kaba sakalın tayfasını sonra kaba sakal hugh jackman ı alaşağı eder. bu esnada peter pan in perilerin kovanını teslim ettiği kaptan kancanın sonu da yüzüklerin efendisindeki isildur un açgözlülüğe kurban gidişini izleyişimiz gibi mi olacak soruları kafada uyanmaya başlar ama ı ıh hollywood yine o topa girmez başka bahara der.

ÖZET: BANA ARKADAŞINI SÖYLE SANA NE MAL OLDUĞUNU SÖYLEYİM.

Fİ Çİ Pİ - AZRA KOHEN İMZALI KİŞİSEL GELİŞEMEME ROMANI

fi çi pi. sıradan kişisel gelişim kitaplarından biri olmamak için yazarı azra kohen tarafından yazılan ancak kullandığı materyaller temalar öğretiler ve biteremeyicilikle sıradanlığın tavanını döşeyen kitap.

azra kohenazra kohenazra kohen

bir yazar ilk romanında üçleme yazar mı yazar. aklına konu gelmiştir. sığmıyodur bi kitaba. kime ne. yazar. yazdı da. 3 kitabı cilt olarak birbirinden ayıran nedir? konu? ele alınış? tarih? bakış açısı? hiçbiri yok. yalnızca birinci kitabın sonunda 2 yıl ileri gidip ikinci kitabın başında 2 yıl geri gelmemiz dışında üçleme olmasının sayfa sayısından başka bir özelliği yok.

işlediği ya da anlatmaya çalıştığı konuyu okuyucunun ilgisini çekmek için olduğunu düşündüğümüz nedenlerden ötürü yani okunma ihtiyacı yazdım yaaa nolur okuyun gibi cinsel unsurları fazlasıyla kullanıp bi de tarantino ya laf ediyorum sürdürme eğiliminde olarak bunu da 3 kitabın tamamına yayarak bizi bezdirmiştir. yarattığı bütün karakterlerin sorunlu oluşunun altında cinsel eksikliğin ya da cinsel mağduriyetin ya da cinsel istismarın ya da cinsellikle ilgili bir noktaya parmak basan bir mevzunun olması neredeyse kitaptaki herkesin çiftleşmek için deli dana gibi ortalığa düşmüş olması veya birini bulmak ihtiyacıyla kendini tamamlamaya çalışması o da ne ya durumu akıllara başka sorular da getirmektedir ammaaaa neyse.

diğer bir taraftan özellikle polisiye bilimkurgu gibi süregiden çözümlemeli hikayeleri romanları kurguları okuma meraklısı olanlar için daha ilk sayfalardan başlayarak geleceğe atıfta bulunma gelecekle ilgili tüyolar verme ya da gelecekten kesin bilgiler aktarma durumu sinemaya giren kişiye yer göstericinin katil bahçıvan demesi gibi aşırı rahatsız edici tiksindirici ve hatta kitabı elinden attırasıcı bir etki yapmaktadır. kitabın kalanını okumak için defalarca kendinize ha gayret yapabilirsin telkinlerini salık vermenizi şart koşar. bu ahval ve şerait içinde dahi kendimizi okumaya zorlamakta zorlansak da deneyip bitirdiğimizde kitabın genelinden öğrendiğimiz ki bunlar da kişiye göre değişir 3 bilemedin 5 yararlı bilgi dışında elimize 1500 sayfalık bir zaman kaybından başka hiçbir şey geçmez.

hadi o kadar yazdı. hadi o kadar zaman ayırdın. hadi o kadar okudun. noldu. insan bu kadar saçmalamanın sonunda kesin final babalar gibi olacak anıtı dikilecek daha söyleyecek sözü bitmedi hiti sondadır diyerek ilerlerken bari adam gibi bir final olsaydı diye bekleyedursun goccccaaa üçlemenin finali değme fantastik romanlara taş çıkartırcasına cüneyt arkın filmlerine selam çakarcasına salih dursun un kırmızı kartı gibi yüzümüzü kızartırcasına çeksene elini kırıcan mı belimi dedirtircesine sefalet içinde yerlerde yuvarlanır. kalkamaz. kalksa da artık kimse onu umursamaz. sallamaz.

fi adlı birinci kitapta hastalık derecesinde fi ye kafayı takmış bir karakterden fi nin ne olduğunu hatırlamayan hatırlatmayan bir karaktere dönüşümü de gördük.

çi adlı ikinci kitapta hastalık derecesinde çi ye takıntılı bir karakterden çi nin ne olduğunu hatırlamayan hatırlatmayan bir karaktere dönüşümü de gördük.

pi adlı üçüncü kitapta pi den hiç bahsedilmediğini de gördük.

uzun lafın kısası kişisel gelişememe sözlüğü niteliği taşımakta olan bu kitabı yazar azra kohen belki hayranlarından gelen gazla dörtlemeye falan çıkartırsa diye korkmaktayızdır.

ÖZET: DEVEYE CİLVE YAP DEMİŞLER İKİ ÇADIR DEVİRMİŞ.

TAHT OYUNLARI - ŞİMDİ VE DAİMA ENTRİKA DİZİSİ

Taht Oyunları
taht oyunları. açlık oyunları değil. taht oyunları. tabi sonuç olarak burada da yaşayanların çok azı tok ve de sağlıklı ama olsun. o başka hikaye. en azından o hikayede zombiler yok.

tabi taht deyinde de sakın kimse birileri ne güzel kurulmuş oturuyodur falan diye düşünmesin. oturan ölüyo. tahttaki kılıçlar mı batıyo yoksa lanet mi var bilinmiyor. bilinen herkesin istemesine rağmen yine de sen oturmaya devam et yavrum deyip tahtı 12 yaşında çocuğa bırakmaları. tamam casillas da real madrid kalesine genç yaşta geçti. onun da rakibi çoktu. o da çok desteklendi. ama yazık la. ölecek çocuk.
mevzuya devam. taht oyunları dizilerin en uyarlamasıdır. kitapla ilişkisini uzun süre birlikte götürmüş 5. sezonda biraz raydan çıkmış şimdi yeniden raya oturmak için 'hız' filmindeki keanu reeves gibi herkesi aynı tarafa oturtarak denge sağlamaya çalışmaktadır. aman takipçiler kopmasın izleyenler üzülmesin para akışı kesilmesin gibi hollywood vari dertlerden ötürü olsa da bu durum bize uyar.

diziler fani kitaplar baki ajda pekkan forever.

Ak Gezen
6. sezonu iple çektiğimiz şu günlerde öğrenmekteyiz ki zombiler saracakmış dört bir yanımızı. sanki eksiklerdi. filmde ki herkes yaşayan ölüyü oynuyodu zaten. o kadar entrikanın içinde kurşunun gerçi o devirde kurşun yok okun ne taraftan geleceği belli değil. para içinde yüzen en aslan kral bile bokunda boncuk ararken yedi oku böğrüne böğrüne. hayat bu. nerde ne zaman karşınıza ne çıkacak belli olmaz. diziye ne esas adamlar ne de figüranlar yetmez oldu. baktılar bu iş çığrından çıkıyo biz en iyisi eskileri diriltip ekonomi yapalım dediler. e ne de olsa ortalıkta zombilerin anlamsızca dolaştığı yapımlar tavan yaparken bir kaşık bal daha çalıp izleyiciye... beöufff... neyse... yeter bu kadar zombi.


Drogonişleniş ve karakterler çok cool ve de birbirinden o kadar farklı ki insan o coğrafyada ırkçı olacam dese ömrü yetişmez. gelin en iyisi birlik olun. tek bayrak tek dil tek din yapalım şu işi. ama yoook illa birileri karşı çıkacak. bu öyle bi karşı çıkış ki evcil hayvanını kapan arenaya koşuyo arkadaş. bi sakin olalım falan ı ıh.. evcil hayvan da küçük bir şey olsa ya la. ağzından lav damlıyo resmen.


şimdi yazar amca bu kitapları dizinin hızında yetiştiremezse ki 6. sezon 5. kitabı anlatıyor olacak o da son kitap zaten. daha 6. kitap çıkmadı. buradan da şu çakallığı düşünebiliriz ki 3. kitaba yaptıkları entrika gibi 5. kitabı da iki sezona yayabilirler. bekliyciiz. görüciiz.

ÖZET: GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ, ŞU BENDE Kİ AŞK OLMASA.


SEVERUS SNAPE - BİR GİZLİ KAHRAMANIN TRAJİK AFİŞE OLUŞU

alan rickman
Öncelikle şunu belirtmeli. Kendisi adamın dibidir. Hatta adamın başıdır. Adamın ortasıdır. Adamlığı yazmıştır. Olunması gerektiği gibi adamdır. Nasıl adam olunması gerektiğinin tüyolarıyla bezenmiş zat-ı mükemmeldir Severus Snape.
Herkes gibi yaşadığı ergen sorunları ve dışlanmışlık nedeniyle verdiği yanlış kararlar sonrası mahkum olduğu bir dövme yüzünden hayatı kararmıştır. Yaptığı hataları geri almak için işinde kendini ustalaştırmış çağın büyücüsü denilen adamın bile içini okuyamadığı birine dönüşmüştür. Bu dönüşüm her şeyden çok kişiliğine zarar vermiş onu asosyal ve itici bir adam görüntüsüne sokmuştur. Çizgi roman kahramanları gibi işleri perde arkasından gizlice dikkatlice ve aşırı zekice halletmiş her ne kadar iyi adam olsa da kötü adam etiketi üzerine yapışıp kalmış ve de bununla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Dünyanın en çok sevip saydığı adamlardan birini, kendi akıl hocasını, gizli sığınağını, konuşabildiği tek adamı, can dostunu, kötü yollardan dönüş biletini, kendi eliyle öldürmek zorunda kalması üstelik bunun bir zorunluluk olarak aynı kişiden talep olarak gelmesi hayatının en acıtıcı olayıdır. Gönlümüzde taht kurmadan evvel ısrarla kabul etmekten imtina ettiğimiz süper ötesi karakteriyle bizleri kendisine hayran ve de kendisinden mahrum bırakmıştır.
kahramanOnun kendisinden önceki bütün büyücülere taş çıkartacak hayat yaşadığını hollywood un kaleme aldığı çeşitli milletlerden süper ajanlardan daha süper ajan olduğunu söylemek kesinlikle doğru olur. Dayandığı acılar yaşadığı ızdıraplar ve katlandığı asosyal yaşam biçimi ile dışlanmışlık 007 nin bile belini bükerdi orası kesin. Ne de olsa 007 kadın olmadan yaşayamaz.
gizli aşıkBir uydurmaya göre ölene kadar kadın nedir bilmemiş, düştüğü kötü yol hayatına anlam katan tek kadının ölümüne neden olduktan sonra o yoldan uzaklaşmak için gereken ne varsa yapmaya hazır hale gelmiştir. Başka kadınlarla hiç anılmamış olması derhal göz ardı edilebilecek bir ayrıntıdır.
Sonuç olarak son anda da olsa hayatını ne için adadığını anlatmayı başarmış ve kendisini kahraman yapabilmiştir.

ÖZET: SEVERUS SENİ SNAPE

MARSLI - BİR MATT DAMON TRAJEDİSİ FİLMİ

öncelikle izleyene kadar marsta patates yetiştiren bir adamdan başka bir bilgim olmadığını belirtmeliyim filmle ilgili. nasılını falan bilmiyordum. öğrendim. botaniğe teşekkürler. Organik falan da dendi ama ne demek tam anlamadım. neyse.
kum fırtınası

film matt damon ı zorla marslı yapmak üzerine kurulmuş şirin bir senaryo. tamam orası uzay. tamam bu şahıslar sakin olmak için yıllarca eğitim aldılar ama kameradan gözüken o kum fırtınasının zaten bir tek anlamı var. “kaçııııııııın”. illa alt yazı mı koysunlar? tabela mı diksinler? durum tespiti için çadıra dönünce değerlerin kritik seviyede olduğu anlaşılmasına rağmen matt damon ın “yooo. gitmeyelim. kalalım. nolur nolur..” tribi de ne arkadaş. fırtına geliyo be ya. ölelim mi burada?

karar verilip yola düşülünce komutan lazard teyze kapağı açtığı an rüzgar kendisini duvara yapıştırıyo. fırtına o biçim yani. koca mekik bile yan yatmaya başlıyo. bizimkiler hala tin tin yürüyolar. rüzgar onlara hiç etkimiyo falan. tam o sırada ‘sürüden ayrılanı çanak anten kapar’ hesabı matt amca toza toprağa karışır. herkes noldu nere gitti ki falan derken mekik iyice yamulur. siz gidin ben onu bulurum der, komutan lögar teyze. iyi de adam havada süzüldü. gördük, en az 5 metre uçmuştur. sen hala tozun toprağın içinde önüne bakıyon olduğun yerde. görmediysen ne aranıyon arkadaş? bi de o ara tüyoyu veriyo. yüzüstü düşmüş olabilir. dikkat edin üstüne basmayın. peh peh peh…

Sonuç marsta kıyafetsiz 1 dakikalık yaşam süresi dolunca ikna olan komutan kirk teyze atılgana atlar. ve dünyaya dönmeye başlarlar.

marsdünyada dendiği gibi ‘her fırtınadan sonra mutlaka güneş açar’ sözü mars içinde geçerli olmaktadır ki çanak antenle birleşmelerinin küçük bir hatırası olarak kaslı göbeğine saplanmış çivicikle uyanıverir ‘bir ilkbahar sabahı mars çölünde uyandın mı hiç’ şarkısı eşliğinde, bizim marslı.

patatesgeçici kullanım için inşa edilmiş çok amaçlı tesise girer. kendini sağlama alır. zımbalar. mevzuyu kavraması ışık hızında olduğundan kendisini orada bırakıp gitmelerinin mecburi olduğunu bilir. kızmaz. kızsa da kimse s.klemez. ‘yalnızlığın dibini gördüm’ adlı eseri hala en çok satanlar listesinde olan marslı dünyada olan bitenden habersiz kendisinin ve ekip arkadaşlarının dışkılarıyla şükran günü için kendilerine hediye verilen patatesleri, ekip biçme, gübreleme, çoğaltma işlemini yapar. ve de king of mars olur.

aklımıza hemen şu soru geliverir. marsa gitsen yanına hangi 10 kişiyi alırsın? Yanıtı basit. az yiyen çok sıçan. burada ki en bilimsel sıkıntı şudur. sıçmak için yemek gerekir. yani?? yanisi şu.. tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan??

çişimizden de su elde ettik mi tamamdııııırr. kendin pişir kendin ye tesislerine 'oş geldiniz be ya..
dünyada; bütün savaşlar, açlık, moda ve sinema endüstrisi anında durur. insanlar yiyip içemez, üzüntüden yaşayamaz olurlar. halklar adeta yüzüklerin efendisindeki gibi birleşir. bilmediğimiz ne marifetleri varmış bak sen şu çinlilere diyerekten büyük güçlerin kollarını sıvamalarını ve 'hepimiz birimiz birimiz hepimiz' anlayışında harekete geçmelerini gözleriz.

ağırlıkolaylar birbirini izlerken bizim marslı dünyadaki ağırlığının 400 kg olduğu ifade edilen -evet evet 400 kilo- kapağı bacak kasları ile dengeleyerek sırtıyla roketten aşağı atar. aradan geçmiş 500 gün. marslı amcanın çıkmış kemikleri ve kurumuş poposu gözümüze sokulmuş. yemek neredeyse yemiyo. su kıt. enerji nerden geliyo bu bünyeye bilmiyoz. o 400 kilo marsta 150 kilo falan yapar. buna da dense dense azim denir. yani neymiş azimle sıçan patates yetiştirir.

gelgelelim komutan lewis teyzeye. vicdanını rahatlatacak olan davranışı sergilemek ve seni geride bırakmak zoruma gitti. bi daha yapmam. en azından denedim derim beyanıyla salar kendini marsa doğru. ip kısa gelir. nasıl bi kıyafetse o içindeki hava hiç bitmiyo. iron man sıçrayışıyla ve bitmeyen ‘havasıyla’ marslı kör dalışa geçer. havada buluşup dans ederler. sonra halaya başlarlar ekipcek.
matt damon

gelelim filmin sonuna. aradan 5 yıl geçer. marsın telif haklarına sahip seksi erkeğimiz yeniden kaslı vücuduna kavuşmuş saçlara ak düşmüş öğretmen olmuştur. daha kötü bir son düşünebilen varsa beri gelsin. öğretmen la.. pööffff..

ayrıca çağan ırmak ın filmlerinde sürekli eski şarkılara hayat vermesi durumu gibi bu filmin müzikleri de sürekli bir geriye dönüş yaşattı bize.

diğer gördüğüm bir ayrıntı da marslının filmde farklı zamanlarda aynı kişinin bokuna ve bilgisayarına, karakterine, özel hayatına laf atması. kızda gönlü mü var acep derken kız öteki adamı öptü. Yazık ya.

ÖZET: MARSA GİTMEK YA DA GİTMEMEK. İŞTE BÜTÜN MESELE BU.