aksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KAİKEN - KALDIM GURBET ELLERDE

jean-christophe grange
aksiyon gerilim deyince akla gelen isimlerden jean-christophe grange in japonlara iltifat etmek için mi laf sokmak için mi olduğu belli olmayan cinayet serüvenli özbenlik bulma arayışı kitabı.

grange diğer kitaplarında da olduğu gibi karışık olayları birbirine bağlamaksızın aksiyonu ve gerilimi üst seviyede tutarak adeta bir otoyolda sürekli şerit değiştirip yan yollara saparak ilerleyen hızlı bir araç sahnesi izletir gibi bizleri konudan konuya olaydan olaya sürüklerken bu olaylar birbiri ile bağlantılı mı öyleyse nedir bu bağlantı değilse bunu niye anlattın gibi sorularla bizi allak bullak edip sudan çıkmış balığa çevirmektedir.

grange toplumların yabancıları ne koşulda olursa olsun kabul etmedikleri gerçeğini yabancıların her zaman kendilerini yabancı hissettiklerini farklı bir kültüre gelip uyum sağlamanın zorluklarını gül bahçesinde lavanta olmanın verdiği hoşluğun ne kadar zor ve boş olduğunu dişi bir japonun fransaya gelin gelerek bunu aşma serüvenine gönderme yaparak gözler önüne seriyor. bu esnada özenilesi ve düşlenilesi japon kültürünü yerden yere vurup o kadar da diilmiş haa dedirterek uzak doğu kültürüne bakışın ne kadar kof ve içi boş bir anlayışla bizi sarıp sarmaladığını da dillendiriyor.

hikaye avrupadan asyaya taşınırken fransadaki anlatımlarda ne kadar ayrıntı varsa çoğu gereksiz ne kadar sokak ismi verilmiş ve yerler ayrıntılarıyla anlatılmışsa japonyada da o derece ayrıntısız sade yalın biçare bi anlatı izlenmiş. ha ayrıntı verse bilecez mi. yooo. ama fransayı da bilmiyoz zaten.
jean-christophe grange

olayların birbiri içine geçişi birbirinden kopuşu sırasızlığı hızı heyecanı ayakta tutuşu sonuna kadar iyi gelmişken final tsunami dalgaları gibi olur bizi göklere çıkartır yerlere yapıştırır titretir diye beklerken keşke güney amerika öyküleri gibi bari bıraksaydın gerisi bizim hayal gücümüzle canlansaydı diyerekten kitabı raftaki tozlanmasına bırakmaktan başka bir şey gelmez elimizden.

QUANTUM OF SOLACE - BEDBAHT BİR BOND PARODİSİ

quantum of solacequantum of solace. 007. james bond. henüz keşfetmedikleri için arka planda çalmadı ama bir teselli ver şarkısı için çekilebilecek önsöz niteliğindeki film.

izlerken ne beklediğinizi az çok bildiğiniz bond filmlerinden hiçbirine benzemeyen hatta hiçbir şeye benzemeyen bir bond filmi. arabalar kızlar ve silahlar üçgeninde dönen bond filmlerinden o kadar uzak ki bu durumu bond un ızdırap içinde yorgunum şimdi bakışlarına bağlıyoruz. araba desen yok. kız desen yok. silah desen yok. eee ne var? filmin başındaki niçin olduğunu ve oraya nerden geldiğimizi anlamadığımız köprü içi araba kovalamacası hariç arabalar boy göstermiyo filmde. zaten aşk acısı iliklerine işlemiş sürekli içen ve önüne geleni dıjın diye vuran uykusuzluktan muzdarip bir karaktere hayat verdiği için bond kızları da ortalıkta değil. silahlar? silahlar? evet. silahlarla ilgili gördüğümüz en önemli ayrıntı bond un yakınındaki elindeki uzanmakta olduğu aklından geçirdiği bütün silahların yere düşmesi. sanki silahlar bile bond dan kaçıyorlarmış gibi bi izlenim var. galiba silah tasarımcısını şutladılar ekonomik kriz nedeniyle işçi sayısında azalmaya giderken.

quantum of solaceyakaladığı ya da peşine düştüğü her karakterin kendisini boynuzlayıp acılara salan dişi ajan etrafında döndüğünü anlamak zaman almıyor ki bond un bunu kendisine itiraf etmesi uzun sürüyor aslında. iç huzur meselesi yine burada da karşımıza çıkıyor. tabi ki herkesin kötü zamanları olur. dibe vurduğu anlar olur. yalnız kalmak ya da yalnız kalmamak için saçma sapan şeyler yaptığı zamanlar olur. süper kahramanlar da hata yapabilir. ama bond. asla. nakka. bond karakterinin geçtiğimiz 30 yılda karşımıza çıkan hiçbir filmde böylesine ezildiğini hatırlamıyorum. acıdım la adama. gocccaaa bond. bitmiş ya la. yani neredeyse kendileri bond olmasa adsız alkoliklere katılıp intihar öncesi konuşmalar yapacak. filmin içinde eski tanıdıklara yeni yüzlere baya ağlanmasından aşikar. 

sonuç teşkilat önce ne yapsak ki ayaklarında bond u ortada bırakıp sonra güveniyoruz tam destek der ve bond kötü adamları yakalar. işleri yoluna koyar. peki iç huzur. onu da filmin sonunda manitayı baştan çıkarıp sonra balıklara yem yapan şahıstan aldığı intikam ilen giderir. içinin yağları erimiş olarak anka kuşu misali küllerinden doğup arınır yoluna devam eder.

quantum of solace

ÖZET: HANÇER YARASI DEĞİL DOMDOM KURŞUNU DEĞDİ.

TAŞIYICI - HIZ AKSİYON MACERA AİLECEK NAKLİYE ŞİRKETİ

taşıyıcı
taşıyıcı. hem de tam gaz. film kendimi izlemek zorunda bıraktığım 1.5 saat boyunca bir filmde neler olmamalı neden olmamalı ergenler bu filmlerden ne anlıyor ve aksiyon nedir ne değildir sorularına aramamakta olduğum halde yanıtlar bulmamı sağlayarak yegane yararını gerçekleştirmiş dipyapıttır.


filmde işinin ehli olduğu söylenen o işi ehil yapacak kadar yaş almamış olmasına rağmen soru sormadan gözlerimi kaparım vazifemi yaparım mantığıyla hareket eden zaten asker kökenli olduğu ki o işi de eline gözüne bulaştırdığı defalarca ifade edilen kendisini taht oyunları dizisinden üç bölüm oynayabilmiş ikinci oğullar adıyla ortalıkta gezinen istenmeyen veletler ya da piçler olarak da adlandırabileceğimiz bir grubun başındaki ejderhaların annesine vurgun savaşçı olarak tanıdığımız cılız ama şimdi kasa bürünmüş ed skrein in oynadığı taşıyıcı rolündeki arkadaşın gözlerimize bayram ettiren vay be kapitalizm sen her derde devasın dedirten audi marka arabasıyla iş peşinde koşması anlatılır.

taşıyıcı
yine böyle o iş onun öteki iş onun çok yoğun bir günün içindeyken dişi karakterler ne zaman ekranı ele geçirecek diye hazırda bekleyen ergenlerin aklındaki soruyu hissedercesine 1 değil 2 değil tam 4 dişiyi kaslı seksi erkeğimizin arabasına doluşturur. bu dişiler ki zamanında kendilerini ailelerinin para karşılığı satması nedeniyle patron dedikleri rus mafyavarisinden intikam almak üzere harekete geçmiştirler. olayların içinde kalan içinde kalması için önce babası kaçırılarak zorlanan ardından aşkın girdabından içeri çekildiği için ayak işlerini yapan taşıyıcı filmin sonunu getirmek için hızlı dövüşler ve hızlı sürüşler yapar. beklenen aksiyonun tavan yaptığı sahneler peşi sıra ilerler. hayır aksiyon yapıyorsun da niye adamakıllı düşünmüyosun o sahneleri. bu kadar saçmalamak ne kazandırıyo sana. cüneyt arkın filmlerini aratmaz sahnelerle finale gelinir. ve film nihayet biter. filmin finali zengin kız fakir oğlan durumudur ki severek ayrılalım şarkısı eşliğinde gözyaşları sele dönüşür. bittiği için tabi.


filmin bizim için tek artısı dexter dizisinden hatırladığımız seri katil tiplemesini layikiyle yerine getiren ve filmdeki oyunculuğunun dizideki oyunculuğunun yanından geçemeyeceği yalnızca kendisini görmüş olmamız olarak bize yansıyan ray stevenson un karşımıza çıkmasıdır.

ray stevenson

ÖZET: DEVEYE SORMUŞLAR BOYNUN NEDEN EĞRİ, TAŞIYICIYIM DEMİŞ.