amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

FANTASTİK CANAVARLAR NEREDE BULUNURLAR - ÇANTADA


fantastik canavarlar
fantastik canavarlar nelerdir, nerede bulunurlar. harry potter ın yazarı j. k. rowling in harry potter kitabında atıfta bulunduğu bir başka kitabına çekilen hollywood filmi.

filmi izlemek için harry potter filmini izlemiş olmak, kitabını okumuş olmak ya da herhangi bir şey bilmek gerekli değil. hatta filmi izlemek bile gerekli değil. hatta... neyse.

bir sürü gazete manşetiyle başlayıp hiçbirini anlamadan oradan oraya savrulup bilmem hangi yılın new york unda buluruz kendimizi ve tabi ki her amerikan filminde olduğu gibi özgürlük heykeli beliriverir karşımızda. gümrükten geçmeye çalışan bir adam vardır ve bavulunun kilidi habire kendi kendine açılmaktadır. adamın gümrükten usulünce geçmeye çalışmasını izleriz ve tabi geçemeyince büyü yapmasını. e madem yapabiliyon niye kuyrukta bekliyon. mal mısın. film boyunca zırt oraya zırt oraya ışınlanırken iyi. amerika gümrüğünde insancıllığın mı tuttu. noldu yani. buradan çıkarılacak mesaj ister müslüman ister büyücü her fani amerikan gümrüğünü tadacaktır.

eddie redmayne tarafından canlandırılan bu şaşkın ama işinde uzman olduğu söylenen canavar terbiyecisi newt scamander amerikaya ilk kez gelen herkes gibi aval aval gökyüzüne bakıp önünde ne oluyor ne bitiyor dikkat etmeden amaçsız ve de körlemesine sokakta ilerlemektedir. o sırada çantası yeniden açılır ve kunduzvari bir yaratık çantadan fırlayıp usta hırsız edasıyla ulaştığı her ziyneti ve de cüzdanı cebine indirmeye başlar. bu esnada gözü bankaya takılan kunduzi altınların ışıltısına dayanamaz ve içeri dalar. çantadan kaçanı kovala gittiği yere kadar atasözüyle tabanları yağlayan newt kunduzu bulacam derken bankanın altını üstüne getirir ve insanların onu kunduzu ve yaptıklarını fark etmelerine neden olur. tabi ki bir ucube olmak diğerlerinden farklı olmak veya görünmek günümüz amerikasında bile suçken o yıllarda suç olmaması ironik olurdu diyerek polisler sanki bütün new york işgal altındaymışçasına ortama doluşur. bankaya pastane açmak için kredi çekmeye gelen fakir ama masum vatandaş kowalski ise şahit olduğu olayların yarattığı şoktan ve her şeyden uzaklaşma dürtüsünden hafızasının silinmesine izin vermeden ortamdan tüyer devr-i alem yapmış newt ın bavulu da yanında olarak.

fantastik canavarlar

olayları izleyen ve eskiden büyücü polisi olan tina bir sürü kanunu çiğneyen canavar terbiyecisini kulağından tuttuğu gibi karakola götürür. onunla ilgilenmezler onu başlarından def ederler ona 5 kilo 250 gram hakaret yağdırdıktan sonra var olan azıcık gururunu da al git diyerek atar yaparlar ve tina da gider. bu noktadan sonra tina dünyayı kurtarsa bile böyle salak bi karakteri kim ipler ki bi daha. peh.

sonra bir bakar ki newt çantalar karışmış. hadiiii. hemen koşup arar bulurlar goccccaaaa new yorkta. anında. gps sistemi dehşet. bir de ne görsünler çanta açık canavarlar kaçık kowalski ısırılmış. bırakıp giderler kowalski ölür. şaka şaka. süper kahraman filmlerinde siviller ölmez. sivil olmayanlar da ölmez. kim ölür. hiç kimse. çünkü her karakter çekilecek bir sonraki film için muhtemel bir adaydır. üstelik adam ısırılmış. nihahahaha...

canavarlarını toplayıp kowalski yi iyileştirip tam eve döneyim artık derken sen de mi bürütüs sen de mi bulaştın bu aleme büyü yapmayan marvel karakteri olmayan bi sen kaldıydın bizim tarafımızda kimse kalmadı yauw dedirterek ekranda arz-ı endam eden erkeğin de gidi de hali colin farrell görünür sopasıyla. meğerse kötü taraftaymış. yüzünü karanlık tarafa dönmüş. duraydım şöyle. gitme diyeydim. coliiiiiiiiin...

colin farrell


şehirde bir kötülük kol gezmektedir. colin onu kullanmak istemekte newt ise ehlileştirmek. john lennon henüz doğmadığından savaşma seviş sözü tarihe mal olmadığındandır ki yine bir iyiyle kötünün siyahla beyazın aydınlıkla karanlığın savaşıdır çıkar ortaya.

ve tabi ki iyiler daima kazanır bilinirliliğinin kozmik yasallaşmışlılığının sonucu olarak iyiler kazanır.

colin i tutuklarlar. ancak newt onun milyon kere fırsat bulup kendisini öldürmemesinden şüphe etmiş ve de durumu çakozlamış olacak ki colin in kılık değiştirmiş halini gözler önüne serer. o da ne.. colin farrell gider johnny depp gelir... eh gari.... höööööhhh.....

johnny depp

altyapıdan adam yetişmeyince futbolcu niyetine sabri reisi oynatan galatasaray ve yeri doldurulamaz ayağına yatıp yerine adam bulamadıkları için philipp lahm ı oynatan bayern münih gibi elde avuçta ne kadar ünlü varsa oynatalım reyting yapsın diye filme dahil etmişler dedirterek final yapan bu filme imza attıkları için hollywood u bir kez daha takdir etmeden geçmeyelim.

gelelim sorumuza.
fantastik canavarlar nerede bulunurlar.
adamın çantasında.
hepsi çantada keklik yani.

FOXCATCHER TAKIMI - GÜREŞİRSEN PARAN OLMAZ PARAYLA DA SAADET OLMAZ

foxcatcher
foxcatcher takımı. parayla satın alamadıkların gün be gün seni yer bitirir demeceli film.

güreş sporunda zirve yapmış abi kardeş iki adamın olimpiyat madalyası bile kazanmış olmasına rağmen amerika birleşik devletlerinde güreş sporunun ilgi görmemesi nedeniyle yüzüstü bırakılmışlıklarını anlatmakla başlayan filmde hollywood un itinayla süsleyip püsleyip ısıtıp ısıtıp önümüze sürdüğü marvel karakterlerinden hulk u canlandıran ve son avengers yenilmezler filminde boynu bükük küheylan olarak buralara sığamam artık tiradıyla çekip giden ve bir sonraki filmde olmayacağını mesajlayan mark ruffalo olgun bir kişilikle ve sosyal ilişkilerde kardeşine oranla daha başarılı bir birey olarak çıkar karşımıza. 1984 olimpiyatlarında altın madalyayı kardeşiyle birlikte boynuna asmış ve hem kendini hem kardeşini eğiterek dünya şampiyonasına hazırlanmaktadır.

mark ruffalo

kardeş rolünü de channing tatum oynamaktadır ki eli yüzü düzgün oynadığını bildiğimiz tek yapım tarantino nun son kan gölü temalı filmi hateful eight tir ki oradaki rolünü de hatırlamak neredeyse imkansızdır. altın olimpik madalyası olmasına rağmen yetmiyor lan bana bu dünya sıkıldım abimin kanatlarının altında yaşamaktan düşüncesi kafasında filizlenmekte ve kaçış yolları aramaktadır.

channing tatum

tam bu esnada amerikan iç savaşından bu yana amerikada ki bütün siyasi olaylarda parmağı bulunan kimya ve savaş endüstrisi patronu bir ailenin yaşayan son çocukları john du pont vatansever amerikalı ayaklarında istediği her işi parayla yapan yaptıran ve elde eden anne sevgisinden yoksun büyümüş takıntılı her şeyi ailesi için yapmış ama mal olduğu gerçeği annesi tarafından her zaman yüzüne vurulmuş olarak çocukluğundan beri ilgi duyduğu güreş sporuna tutunmaya çalışan bir ezik olarak sahneye damlar. hem annesine acı vermek hem de ulan 50 li yaşlarıma geldim kendime bir gün ayırmadım varsa yoksa annemin bitmek bilmeyen hırsı ve istekleri ve atları diyerek kendini tatmin etmek için alt tabaka sporu gözüyle bakılan güreş sporunda bir değişiklik de yaratmak istemektedir ki ona bu gücü sağlayacak kişi ya da kişileri bulması gerekir. böyle bir açlığın ortasında abisinden uzaklaşmak için fırsat kollayan channing tatum in oynadığı kardeş rolündeki adı da mark olan güreşçinin aklını çelmek zaten zor olmaz.

steve carell

her türlü imkan kendisine sunulan ve nihayet abisinin gölgesinden çıkmanın doğru bir şey olacağına inanan mark olaya balıklama atlar ve abisinden ayrılır. kazanılan dünya şampiyonluğunun da verdiği rehavet ve sarhoşlukla john du pont un sağladığı cömert hayat mark ı etkiler. aradan geçen zamanla kırk dönüm bostan yan gel yat osman durumuna dönüşür. zengin gururlu ve takıntılı john du pont bu durumu istemez ve mark ruffalo nun oynadığı abi güreşçi david i paraya boğarak kendi ekibinde çalışması için ikna eder ve getirtir. nice zaman sonra tam abimin boyunduruğundan kurtuldum üstelik bunu bana söyleyen de sendin du pont diyerek yeniden abisini karşısında gören mark du pont un kendisine değil de abisine daha çok güvendiğini fark edince duruma iyice sinirlenip basar gider. kendi çalışmalarını kendisi devam edeceğini söyleyerek foxcatcher takımından ayrılır. abi kardeş ilişkilerinin küçüklüklerinden beri anne baba ayrılığına da dayalı yıkılmaz bir bağ olduğu anlatıladursun mark david nerdeyse orayı terk etmeyi çözüm addeder.

olaylar du pont un istemediği doğrultuda geliştiği için david de gitmesin diye david in her dediğini yapan du pont david in isteği üzerine mark ın ayrılmış olmasına rağmen david foxcatcher takımında kalsın diye mark ın parasının ödemeye devam eder. kendi ekibiyle çalışan mark olimpiyat seçmeleri zamanı geldiğinde istenilen performanstan çok uzaktadır ve olimpiyat takımına son anda seçilir ancak olimpiyatlar da madalya kazanamaz ve bu durum john du pont u çok sinirlendirir. hayatı boyunca her şeyi elde etmeye alışmış emek vermenin ne demek olduğunu pek bilmeyen başarılarla anılan kibirli ve zengin du pont bu durumun nedenini david in sürekli kendi otoritesine karşı gelmesi olarak görür. olayların çözümünü kendince analiz ettiği dar bir çerçeveden düşünüp david i silahla vurur ve öldürür. cinayetten hüküm giyer ve ömrünün sonuna kadar hapis yatar. ne yaptım lan ben şeklinde yediği haltı düşünmek için 20 yıldan fazla bir zamanı olarak hapishanede ölür.

final sahnesinde mark bir güreşçinin en kötü kabusu olan kafes dövüşçüsüne dönüşmüş hayatını devam ettirmektedir.

filmde ne olursan ol ne kadar paran olursa olsun anne sevgisi her şeyin üzerindedir mesajı sürekli karşımıza çıkmaktadır.

ÖZET: BİZ BİZE YAŞARKEN GELDİK OYUNA ELLER KADİR KIYMET BİLMİYOR ANNE 

PASİFİK SAVAŞI - ROBOTLARLA UZAYLI BERTARAF ETME TAKTİKLERİ

pasifik savaşı
pasifik savaşı. uzaylıların dünyayı istilası ve kutsal amerikanın dünyayı kurtarmasının bilmem kaçıncı versiyonu olan ancak bu kez durumu robotlar kullanarak renklendirip şekillendirmeye çalışan hollywood işi film.


yaratıklar dünyayı istila etmeye denizin altından başlıyorlar ancak niyesini bilen yok. ilk gelen yalnız geliyor onunla savaş 5 saat sürüyor top tüfek tank ne varsa. mort. uzaylılar sonra bakıyorlar bu iş yalnız olmayacak amca teyze hala dayı esnaf memur artık kabilede kim varsa topyekun savaşa giriyorlar. e dünyalılar da boş durmuyor tabi. aradan geçen yıllarda yeryüzündeki güçler amerika öncülüğünde kaynaklarını birleştirip var olan teknolojileri ile koca koca robotlar yapıyor. aslında bildiğimiz voltran hikayesi. derken filmin baş rolüne hasıl olacak robot pilotu niye pilotsa abisiyle uzaylı tokatlamaya gider ancak uzaylı bunların robotun ağzını burnunu kırıp dişlerini sökünce buradaki diş abisi oluyor abi ölür başrol erkeği hüsrana gark olur. ve film biter.

yok be ya. keşke. tabi değinmeden geçmeyelim gocccaaa okyanusun ortasında hem de gecenin bir vakti ve de havada fırtına varken balık avlamaya çıkmış tekne gerçekten gözümüzden yaş getirdi. gülmekten.

bu kadar savaş oluyo ama dünyada hala insanlar işe gidip para kazanıp kredi çekip ev araba alıp parklarda çocuk oynatıp cuma akşamları manita bulmaya sinemaya bara falan gidiyo. neyyyy.

pasifik savaşı
teknoloji acayip gelişiyo tabi dünyada uzaylılar sağ olsun ama nedense robotları bir kişinin kullanabileceği şekilde yapamıyorlar. yaratıkların ne zaman saldıracağı da belli olmamasına rağmen robotlar da büyük olduğu için onları kullanacak pilotlar da az olduğundan havalarından geçilmediğinden pilotları ve robotları savaşa hazırlamak yarım saat sürüyor ve pilotların fermuarlarını kapatmak da dahil 12 kişinin çalışması gerekiyor. evet 12. canavarlar bir kez görüldü mü 10 bin kişinin ölümünden bahsederken doğal olarak geriye kalan herkesin bu sektörde çalışabilmesi için doğuştan elektronik mühendisi olduğunu varsayıyoruz.


pasifik savaşı
abisi ölünce eleman işi bırakıp ameleliğe başlar. duvar ameleliği. bildiğin kaynak makinesi ile tutturulmuş demirlerden ve betondan oluşan duvar. adı da hayat duvarı. neymiş efendim parayı veren güçler robot projesinden hayır gelmeyeceğini düşündükleri için okyanusların kenarlarına duvar örelim de bari yaratıklar karaya ulaşamasın mantığıyla duvar ördürüyorlar. dünyanın dörtte üçü su. her yer okyanus. yaratıklar o duvarları yıkamasa üstlerinden aşarlar. boyutları devasa ama neyse.


elemanımız abisinin ölümünden 5 yıl sonra duvar ameleliği yaparken savaş hala devam ediyor. tv yayınında yaratıklardan birinin avustralya kenarındaki duvarı beyaz leblebi yer gibi yemesini gösteriyor. herkes altına sıçmış ve akıllarda şu soru. duvar ne işe yarıyor. üstelik tvde sydney deki opera binasını gösteriyor. hala sağlam. savaş 12 yıldır devam ediyor arkadaş. yıl 2025. ama yıkılmamış. wauuuw.


pasifik savaşıdünyanın finansal para babaları robot projesini kapatmaya karar verince keskin bakışlarını thor dan bildiğimiz asgard ın gözü kulağı olan işin başındaki kumandan idris elba beklenen haşin öngörüsüyle duvar işi yürümez ağalar biz kendi bildiğimiz yoldan gidelim deyip robot kullanabilecek bütün adamları toplamaya başlar. abisinin ölümü beynine işlemiş yara olarak duran kahraman adayımızı bulur ve ona iş teklif eder. iş yeniden pilot olmaktır. ilk görev ise abisiyle birlikte savaşırken kullandığı robotu yeniden kullanması için yanına bir pilot bulmak olur ki biz de tam nerede bu filmin beyaz atlı prensesi derken erkeğe gaz verecek onu işe koşacak baş dişi karakter ekranda beliriverir. yaratıkların saldırısından daha önemlisi robotun pilotlarının birbiriyle beyinsel uyumuymuş gibi sürüklenen senaryoda nice zaman sonra ha evet yaratıklar noldu ya mevzusu aklımıza dank eder. onlar da iti an çomağı hazırla deyimi eşliğinde kapının zilini çalmak üzeredirler.


pasifik savaşı

bütün pilotların kendini feda etmek için yarıştığı savaşta nükleer bomba görevi gören robotu yaratıkların inine sokarak patlatmak fikri insanlığın aklına 12 yıl sonra gelmişse de kahramanımız ve yavuklusu görevi başarıyla tamamlayıp dünyayı kurtarır ve muratlarına erer kerevetlerine çıkarlar.

ÖZET: DENİZ ÜSTÜ KÖPÜRÜR ROBOTA DA BİNSEN GÖTÜRÜR.

KARINCA ADAM - HOLLYWOOD DAN BİR YİNE Mİ YAUUW DURUMU OLUŞTURAN MARVEL UYARLAMASI

karınca adamkarınca adam. bu kadar saçmalığı bir filme toplamak kimin aklına geliyor dedirten yeni bir marvel kahramanı uyarlaması.

hikayedeki iyi adamı nasıl ortaya çıkaracaklar diye düşünürken önce suçlunun tanıtımı ile başlayan sonra neden o suçlunun seçildiğinin anlaşılması için gayet saçma nedenler uyduran giriş kısmında elektronik mühendisliğinde yüksek lisansı olduğunu ifade eden ama bir hırsız olmaktan başka bir marifeti olmadığını gördüğümüz film içinde baba olmasının bu iş seçimi için yegane neden olmasını sorgulamamamız gereken bir süperimsi kahraman uyarlaması.

zorlama bir iyi adam yaratma ve eldeki milyon tane süper kahraman yetmiyor durumu oluşturma sürecinde yenilmezler deki süper kahramanlardan birini döverek kendini kanıtlayan niyeyse dövdüğü demir adam değil süper hırsız karınca adam adayının olayın yanlış yöne gideceğini 50 yıl önce anlamış ve karısını kaybetmiş kızını da kaybetmek istemeyen bilmediği şeyleri kurcalamaya meraklı bir profesörün icat ettiği ve yeniden icat edilmesine izin vermek istemediği bir teknolojinin ortadan kaldırılması için oluşturulan bir operasyona seçilmesiyle başlar.

profesörün kızına annesini nasıl kaybettiğini annesinin nasıl öldüğünü neden yıllardır kızından uzak durduğunu anlatmasıyla ortamda bir dram durumu yaratmaya çalışılırken karınca adamın sahnede çeşitli komiklikler yaparak ortamı güya yumuşatmaya çalışması yer yer yaptığı esprimsiler üçlünün de oyunculuk namına o kadar kötü bir performans sergilemeleri filmin sıçık durumuna tuz biber ekmektedir.

karınca adamkızının gönlünü yeniden kazanmak ve dünyayı kurtarmayı kim reddedilir ki seçenekleriyle karınca adamlık nedir karınca adam ne yapar karınca adam olmak için 10 adım gibi konuları profesörün savaş sanatları bilen ama henüz keşfedilmemiş marvel kahramanı adayı kızıyla birlikte bize anlatır yaşatır. tabi filmdeki kötü adam çakal filmdeki kötü adam tilki filmdeki kötü adam yer mi marvel çocuğu ayaklarında biridir ve işi hemen çakozlar. eskiden asistanı olduğu ama bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış olmanın verdiği intikaaaaaaam duygusu yoğunluğuyla profesöre tuzak kurar. kendi teknolojisini yenmek için profesörün ortaya çıkacağını düşünerek onu bekler ama karşısında bizim yeni marvel kahramanı uyarlaması süper hırsız babayı bulur. yeni karınca adam karınca adam olmayı 10 günde öğrenebilmişken kıyafetle çok vurdun olmadı az vurdun dolmadı hassasiyetiyle takılırken kendi yeni teknolojisini giyerek kötü adam böyle olur beeeee dedirterek ilk giyişinde şirazeyi direkt ayarlayıp kodu mu oturtan sevdim mi tam severim sildim mi bir kalemde diyen buralara yaz günü kar yağıyor canım ölene kadar seni mi bekliyciiim uleyn nidalarıyla karınca adama ağız burun dalıp kıyafetin ağzına burnuna tabi yerden yere çalıp bir de kıyafete monte ettiği ışın silahlarıyla wijuuuw wijuuw diye ateş edip ortalığı delik deşik edince süper kahramanımıza olan kızgınlığımız accık hafifler gibi olur da kendimize geliriz.

kötü adam kasaplarda kullanılan mor renkli sinek yakalayıcılarından birine yakalanıp karizmayı çizdirince karınca adamı yakalamak için kızının evine gider. biz de tam iyi tamam bu adam kahraman olacak da kızı bunu nasıl öğrenecek arkadaş sorusuyla sarmalanmışken her şeyin çözüm üreteci hollywood hemen hızır gibi yetişip cevabı yapıştırır. kızının odasında başlar bi kapışmaca. wijuuw wijuuuw. bu sahnelerden anladığımız iki şey vardır. ilki filme sponsor olmuş bütün markaların oyuncaklarının ya da oyuncaklaştırılmış ürünlerinin reklamlarının gözümüze sokulması. ikincisi ise çocuğunuza alacağınız oyuncaklara dikkat etmeniz gerek yoksa hiç beklenmedik durumlarda zarar verici olabilirler mesajı.

karınca adam

elindeki bütün kozlar tükenince kendini hiç bilmediği bir boyuta göndermeye neden olacak kadar küçültüp kötü adamın zırhının içine girer. onu yok eder. kendisi de zaman mekan boşluğunda sürüklenmeye mahkum kalır. sonra büyütücü etkisiyle yeniden dünyaya döner. kızının gözünde kahraman olur.

profesörün kızı bütün olanları yaşayıp kenarda kalmış yedek oyuncu gibi izlerken baba yüreği cısss eder. gel sana da bi kostüm yapalım bak hatta ben yaptım diyerek kızını hırs havuzuna ve marvel diyarına yolcu eder.


yenilmezler in dayak yiyen marvel kahramanı ne zaman ortaya çıkacak derken filmin sonunda kaptan amerika yla beraber son filmde ayrılan hulk un yerine şu yeni ufaklığa bi şans verelim diye konuşurlar ve 2. filme ya da yeni bir yenilmezler filmine gönderme yaparak sahneyi kapatırlar.

ÖZET: GEL GEL GEL MARVEL E GEL MARVEL DEKİLER TIRT KARDEŞLER

SiX FEET UNDER - DOKUZ TAHTA ALTINA GİRMEDEN HAYATIN DEĞERİNİ BİLİN ÖĞRETİSİ



six feet undersix feet under. dokuz tahta altında. kurmaca durumlarla hayatın gerçeklerine yakınlaştırmaya çalışan her gün bir hediyedir vurgulu dizi.

açılış sahnesi dizide baba rolündeki karakterin ölmesiyle gerçekleşir ki onu tanımaya fırsat bulamayız ancak dizinin her bölümü bir ölümle açılır ve fantastik bir kaç ölüm dışında genellikle hayatın gerçeklerini temel alır.

dizi ölümün hayatın bir parçası olduğunu her an her yerde kol gezdiğini kimsenin vadesinin beklediği kadar olmadığını günü yaşayıp mutlu olmaya çalışmayı anlatır. 

bir dizideki karakterlerle kendimizi özdeşleştirebildiğimiz ölçüde o diziyi içselleştiribileceğimiz gerçeğiyle süreç önce karakter analiziyle başlar.



3 çocuklu bir aileyi konu alan dizide baba karakterinin ölmesiyle zamanında isyanım var uleeeeeyyn diyerek evi terk etmiş en büyük çocuk eve döner ve babasının yıllarca işlettiği cenaze evinin yarısını kendisine bıraktığını öğrenir. babasının yanından hiç ayrılmamış ikinci erkek çocuk bu duruma içerlese de yalnız kalmayacak olması fikri içten içe hoşuna gider. lise çağındaki üçüncü çocuk ise ergenliğinin en dışavurumcu devresindedir ki dünya yansa umurunda değildir. anne ise eve dönen oğlunu kendisine destek olması amacıyla yanında kalmaya ikna ederek aileyi bir araya toplayarak en doğru davranışı yaptığını düşünen yıllarca mutfak ve çamaşırhane arasında mekik dokuyarak hayatın kendisini ıskalamasına neden olmuş bir kontrol manyağıdır.




peter krause

en büyük çocuk nate kendisi gibi seks bağımlısı kız arkadaşı brenda yla babasının öldüğü gün tanışır ve inişli çıkışlı ilişkileri dizi sonra erinceye kadar devam eder. nate insanlara karşı hassas davranan onların hissiyatlarına olan anlayış yatkınlığıyla cenaze işinde beklenen verimi vermektedir ancak hayatı boyunca kaçtığı gerçekliğin gün olup tepesine baş tacı olmasını engelleyemez. beynindeki rahatsızlık nedeniyle girdiği ameliyattan sağ çıkar ve tony soprano nun da söylediği gibi hayatta her gün bir hediyedir anlayışına bürünür.



michael c. hall

ailenin ikinci çocuğu david ki kendisini en çok sevilen seri katil dexter rolüyle tanıyoruz sığındığı aile işinin gölgesinde annesi gibi bir kontrol manyağı olarak hayatın gerçeklerinden kaçan bir eşcinseldir. david üzerinden ırkçılığı ve cinsiyet ayrımcılığını bizim dışımızdakilerin de bir hayatları olduğu gerçeğini altyazılandıran senaryo david ve erkek arkadaşının inişli çıkışlı ilişkisini her ilişkide ortaya çıkabilecek sorunları adeta bir ilişki terapisi gibi ele alır ve ilişkilerde iletişim sorunlarını aşmak adına yapılabileceklere örnekler sunar.




lauren ambrose


ailenin üçüncü çocuğu claire henüz lise çağında ergenliğinin son safhalarında hayatın kendisine hep kelek yaptığı inancıyla yaşayan ve dünyaya hüzünle bakan bir ergendir. bütün dizi boyunca klişelere laf sokan en doğru lafları eden kendisine aileden çıkacak tek akıllı şahıs olması konusunda misyon yüklediğimiz claire lise sürecinde yaşadığı kırık dökük yarım parça ilişkilerle dünyadan soğumak için kendisine bahaneler üretir durur.





frances conroydizideki anne karakteri genç yaşta evlenmiş 3 çocuk sahibi olmuş kendisini eşine çocuklarına adamış yaşamayı her şeyi kontrol altında tutarak olması gerektiği söylenen kalıplar içerisinde şekillendirmek sanan dünyadan bihaber hayatın teğet geçtiği bir kadındır.

bütün dizi boyunca içinde kaldığı durumları yaşadığı karmaşıklıkları hüzünleri neşeleri düşünülünce kendimize en yakın hissettiğimiz karakter anne oluverir. bir dul bir anne bir eş bir kızkardeş bir haydi kızlar okula projesinden yararlanamamış bir depresif çeşitliliğinde rollere bürünür. hayatı yeniden yaşama şansı kendisine sunulunca kozadan çıkmış bir kelebek gibi çırpına çırpına sevinmesi hayatı dışarıyı insanları bilmediğinden yaşadığı yaşamak istediği şeyler olunca eve girmiş cama toslayıp duran sinek gibi sürekli hatalar yapması oğlu ameliyat olacağı için anne yüreğiyle yanıp tutuşması torunu olduğunda korumacılıkla karışık babaanne şımartıcılığı kendisini yeniden kısır döngüye sokan yeni ilişkisi için hissettiği öfkenin dışa vurumu o kadar insani temel düzeyde basit ve gerçekçidir ki dizi boyunca kendimizi içten içe onun mutlu olması için ne yapabiliriz acaba diye sorgularken buluruz.

nate zamanında kontrol manyağı annesinden ve babasının işinden kaçarak evi terk etmiş olmasına rağmen hayır demeyi bilmeyen yumuşak yüzü ve sürekli kendi gerçekliğinden kaçması nedeniyle tamam artık bu son dese de aynı hataları tekrar tekrar yapma konusunda ısrarcı bir iflah olmazdır. tanıştığı brenda ile uzun soluklu ilişkisinde bile onu tanımaya fırsat bulamasak da dizinin pozitif kutbunun o olduğu hissiyatı sürekli ortada döner durur. kendinden kaçmayı bıraktığı an hayata da gözlerini kapadığı an olacaktır.

david kendini bulma yolunda uzun yıllar mücadele edip tıpkı nate gibi kendinden kaçan ama nate e oranla çok daha erken kendini kabullenen hayattan ne beklediğini bilen annesi gibi kontrol manyağı olan toplum içinde farklı olmayı farklı olmanın yaşattığı zorlukları farklılıkların insan ruhunda bıraktığı yaraları bize hissettiren bir karakterdir. amerika toplumu içerisindeki siyahi beyaz ayrımcılığını toplumun normal ve anormal tanımlamalarını farklı kültürlerdeki insanların bir arada yaşamalarının getirdiği zorlukları çok kültürlülüğün çok tahammülkarlık gerektirdiğini herkesin sevilmeye ihtiyacı olduğunu david üzerinden görür yaşar hisseder ve öğreniriz.

claire ailenin en küçüğü olarak ve de olmasına rağmen en bağımsız bireyidir. kafasına eseni yapan ahlaki sorguları yargıları duvarları olmayan temel düzeyde önyargısız bir insandır. bu durum bazen etrafındaki insanlara saf saf aldanmasına inanmasına kalbinin kırılmasına hayattan tekrar tekrar soğumasına neden olsa da yaşanılan her durumun bir tecrübe olduğu ve topladığımız çakıl taşları koleksiyonumuz olduğu bilinciyle 100 yaşını geçkin bir süre yaşar görür. liseyi bitirirken ne olacağına karar verememiş her ergen gibi kendini boşlukta hisseder ancak annesinin önerisiyle sanat okuluna yazılır. amerikan rüyası mezuniyet gecesi klişesini de nate in ameliyatı nedeniyle atlatarak olmasa da oluyormuş dedirtip eline fotoğraf makinesini alır ve hayatı yakalamaya çalışır.

six feet under

bütün karakterlerinin bize hayatın önemini sunmaya çalıştığı dizide yakın ya da uzak o kadar çok ölümle karşılaşırız ki hayat ölümle iç içedir mesajı sürekli yanıp söner. hayatı sevdiklerinizle en iyi şekilde yaşayın ki hayat hiçbirimiz için yeterince uzun değil demektedir.

dizi 2001 2005 yılları arasında yayımlanmış ve beş sezon sürmüştür. evlere şenlik bir finali vardır. sürekli hatırlanmalık ve de ara sıra tatmalıktır. özellikle burun sinüsleriniz doluysa ve boşaltamıyorsanız kesin açıcı etki yapar. son on dakikası aşağıdaki gibidir.




ÖZET:
HAYAT KISA HIZLI YAŞAMALI
BOŞVER DÜŞÜVER ELLERİN DİLİNE
HER HOŞ AN KISA GÜNÜN KÂRI
BIRAK KENDİNİ KAPILIVER AŞK SELİNE

ÇILGIN MAX ÖFKELİ YOLLAR - NE ARADIĞINI BİLMİYORSAN YOLA ÇIKMAK TEHLİKELİ VE YASAKTIR

çılgın max öfkeli yollarçılgın max öfkeli yollar. yok olmanın eşiğindeki bir dünyada feminizmin yükselişine tanık olduğumuz vurdulu kırdılı anlayışa yeni bir soluk getirerek hareketlilik de katan 6 oscar almış film.

gelecekte savaşlardan arta kalmış bir dünyada suyu kontrol edenin dünyaya hakim olduğu gerçeğinin gözümüzün önüne serilmesiyle başlar film. dünya dediysek tabi ki amerika. geriye hep o kalır ne de olsa. o kadar nükleer savaş yapılmış okyanuslar tuz çölüne dönmüş bitki namına ne varsa kurumuş mevsimler değişmiş yağmur falan yok ama hala su var. üstelik savaşlar petrolle petrol için yapılmışken hala petrol de var. kocaman motorlu çok beygirli arabalara yetecek kadar petrol hem de. kimse yürümüyo desek yeri var. petrolü nasıl çıkartıyorsun arkadaş demeye çekiniyoruz. ortada küçük sanayi falan da yok. ama herkes motor ustası. ne yer ne içerler zaten belli değil. ama 6 oscar aldı.

çılgın max öfkeli yollarhikayede en baş dişi karakter charlize theron baş kötü adamın damızlık diyerek zorla kendisine eş yaptığı çocuklarını doğurtmak için mal gibi kullandığı kadınlarını kaçırıp 3 orduyu peşine takarak kaçmaktadır. nereye dersek kimse bilmiyo. bu arada kendilerini kayıtsız şartsız ölümüne baş kötüye adamış beyaz tenli adamlardan oluşan ordunun kan deposu olarak kullandığı esir durumundaki çılgın max gidemediğin yer senin değildir kaçamadığın savaş sana girer durumuyla kendini işin içinde bulur ve sıyrılmanın yollarını arar. çölde italyanın dağ yollarında gider gibi slalom atan koca koca kamyonlar iş makineleri tırlar modifiyeli arabalar bize geçit sunarken arabaya zincirli olarak attığı kaç adet olduğu belli olmayan taklalardan sonra ne bi kırık kaburga ne böğründe bi şarapnel parçası olmadan mucizenin milenyum versiyonu olarak ayağa kalkan çılgın max kadınlarla iş birliği yaparak zincirlerinden kurtulur ve onlarla birlikte savaşacak fedakar korumacı son mohikan rolüne bürünür.

tom hardy

çılgın max karakterini leonardo dicaprio nun oscar heykelciğini almasına vesile olan diriliş filmindeki kötü karakterli asker bozması rolüyle karşımıza çıkan tom hardy oynamaktadır ve kafa karışıklığı içinde kendisini seyretmeye dalarız.





charlize theron

içinde anne sütü mü benzin mi olduğunu kestiremediğimiz çünkü kurşunlardan etkilenmiyo olan koca tankeri film boyunca peşlerine neden sürüklediklerini ya da tır çamura saplandığında charlize theron un 4 milyon tonluk tırı ittirerek destek vermeye çalışmasının hangi akla hizmet olduğunu dahası bu sahnelerden hangisinin oscar için ideal algılandığını bilememekteyizdir.




bütün engelleri bir bir aşarak gitmek istedikleri yere ulaşan firariler geldikleri yerin de yalnızca çöl olduğunu gidilecek bir yer olmadığını kavrayınca peşlerine düşen orduların ana karargahı boş bıraktıkları fikriyle gerisin geri dönerek fetih görevine çıkarlar.

hepimiz birimiz birimiz hepimiz anlayışıyla dişi cüneyt arkın olarak birer kara murat kesilen dişiler baş kötünün karısı olma ayrıcalığı ile dokunulmaz ve de kurşun sıkılamazdırlar. baş kötü de dahil olmak üzere birçok can yakan dişiler karargahın kontrolünü ele geçirir ve nasıl olsa ölecez ha bugün ha yarın için gari diyerek suyu diğerleriyle paylaşırlar.

ÖZET: İKİ ÇILGIN BİR ARAYA GELMEMELİYDİ BENZİNİ SUYU BU KADAR SEVMEMELİYDİ

THE HATEFUL EiGHT - TARANTiNODAN BİR KANLI WESTERN DAHA

hateful eightthe hateful eight. nefretlik sekiz kişi. hepsi birbirinden deli kana susamış her durumu işine geldiği gibi yaşamaya alışkın 8 pişkin adam. bir de olayların merkezinde bir calamity jane.

açılış sırtındaki yük kendisine yetmezmiş gibi kar kütlesiyle de boğuşan bir isayla başlar. uzuuuuuun süre onu ve onun cidarından yaklaşmakta olan atlı arabayı izleriz. aklımıza nuri bilge ceylan ın uzuuuun süre bir adamın yürüyüşüyle açılan uzak filmi gelir.

zamanın ne olduğunun bir önemi yoktur ki bir siyah ve bir beyaz adam amerikada karşı karşıya geldiklerinde filmlerde ortaya çıkan silah muhakkak patlar durumu gibi bir gerginlik olmasın. filmde ki herkes zaten john rambo gibi tepeden tırnağa silah kuşanmışken bu durum daha da olası bir hal alır ve önce kim ölecek diye beklerken kendimizi bir sabır oyununun içinde buluruz.

kurt russelarabanın içinde uzun zamandır karşılaşmadığımız tango ve cash filminin cash i kurt russel yanında gözünde nedenini çok geçmeden öğrendiğimiz bir morlukla oturan calamity jane vardır. türünün son örneği durumunda filmde karşımıza çıkan çikolata renkli samuel jackson arabaya binmek için silahlarını bir kenara bırakmaya razı olur. soğuktan donmuş 3 ceseti arabanın tepesine nasıl yükledikleri belli olmayan bir süreçten sonra arkalarından kovalayan fırtınadan kaçarlarken kasabanın şerifi ile karşılaşıp onu da yanlarına alırlar.

hateful eightfırtınadan korunmak ısınmak ve beklemek için yol üstündeki bir mekanda konaklamaları gerekir. bütün film bu mekanda geçer gider ve biter. mekanın esas sahipleri ortadan kaybolmuş ve mekanda birbirinden farklı 4 adam bulunmaktadır ki samuel jackson mekanın işletmecilerinin de çikolata renkli olması vesilesiyle sahipleri tanımakta ve ortadan kaybolmalarının sorumlusu olarak mekandaki adamları görmektedir. filmde herkesin kelle avcısı olması suçlu addedilen kişileri yakalayarak geçimlerini sağlaması tarantino nun zincirsiz filmindeki almanı gözümüzün aramasına neden olur ama bu kez kadroya dahil olmamış. di caprio o filmle de oscar alamamıştı. neyse.

samuel jacksonsonradan öğrendiğimiz gerçeklerle birlikte mekandaki 4 kişi calamity jane i kurt russel ın elinden kurtarmak için bir tezgah hazırlamış ancak bir araba dolusu adamın gelebileceğini hesaplamamışlardır. samuel jackson mekandaki adamları sırayla avlarken tarantino filmlerinden alışkın olduğumuz ekstra kan temalı sahneler bize kırmızının tonlarını saçar. herkesin birbirini vurmaya çalıştığı ve son olarak samuel jackson şerif ve calamity jane in hayatta kaldığı dialoglar sürecine geçiş yapılır. kurt russel ın hayalini kurduğu gibi ölmesi gerektiğine kanaat getirdikleri calamity jane i tavandan asarak infaz ederler.

kölelik ırkçılık ve fırsatlar diyarı amerika konularına fazlasıyla dikkat çeken filmde ki kutsal amerikanın çok da kutsal olmadığı ortaya çıkar beyazların sevmediği çikolata renklilerin de meksikalıları sevmemesi ironiktir. her bireyin geçmişinde karşılaştığı davranışı geleceğine taşıdığını anlarız. amerikadaki kuzey güney savaşı ve lincoln vurguları aynı sorunların günümüzde de devam ettiğinin göstergeleri olarak karşımıza çıkar.

quentin tarantinodoksanlarda büyük keyif veren uzun sekanslar iç içe geçmiş konular ve sırasız film zevki ile kendi adını yukarılara taşımış tarantino nun kill bill de yaptığında olay budur tadında beğeni kazandırdığımız ama artık kabak tadı veren kendini tekrar etme durumuna düşmüş olması temcit pilavı gibi sürekli aynı mesajların olaylar dizisinin ve de karakterlerin önümüze koyulması tadı kaçırmış bardağı doldurmuş sabrı taşırmıştır. abartı mizahının kara mizah ile beslenmesi yeter de artar bir haldedir. yeni ufuklara yelken açılsındır artık.

ÖZET: YEDİĞİN HURMALAR GÜN GELİR TIRMALAR.

ÖLÜMCÜL TAKİP - İYİLER DAİMA KAZANIR BİR FİLM DAHA

ölümcül kaçışölümcül kaçış. isim çevirisi de kendisi kadar kötü olan oyuncuların bile bitse de gitsek diyerek vakit geçirdikleri kutsal amerikanın yeniden kurtarıldığı aksiyon içerikli tıraş film.

oyuncu kadrosu olarak bakıldığında beğenilmesi olası bir film olmasına rağmen zaten yapımcılar da filmin tutmicanı anlamışlar da içeriye bu kadar ünlüyü doldurmuşlar şeklinde sırıtmaktadır. elden düşme bir 007 james bond olan pierce brosnan ve 5. elementten sonra zombilerle boğuşmaktan başka film çekmemiş milla jovovich yanlarına hollywood da aç kalmış iş olsun çamurdan olsun diyen ne kadar oyuncu varsa toplamış doluşmuşlar.

afganistanda amerikan ordusunun kutsal demokratikleştirme görevlerini ifa ederken esir düşen iki askerden birinin babasının ingilterede amerikan büyükelçiliğinde vize verme üst görevlisi olarak ki tesadüfün de böylesi çalışmakta olmasıyla nedense çok düşman edinmiş amerikadan intikam alma isteğiyle yanıp tutuşan bir avuç insanın bir araya gelip bu görevliye şantaj yapması ile film açılış yapar. gerisini anlatmasam da zaten belli olan senaryoda birkaç iyi adam ve bir de en kötü adam kadrosundaki karakterlerin marifet sergileme yarışı başlar.

alman bir kimyacının ingiltereden amerikaya vizesiz uçmaya çalışmasıyla nasıl bi salaklıksa artık ya bi de alman yani vize işlemlerinin sıkılaştırılması ve işin başına ehli bir zatın getirilmesi 11 eylül sonrası amerikanın bir tedbiri oluverir. bu kişi öksüz yetim ama çooook zeki yüksek lisansını londrada yapmış güya londra yı avucunun içi gibi bilen milla jovovich ten başkası değildir.

pierce brosnanamerikadan intikam almak için bir araya gelmiş adamlar derneği üyelerinin sonuncusunun vize işlemleri nedense bu gaciya denk gelir ve arkadaş kıllanır. oğlu düşman hattında olan ve şantaj edilen ihtiyar emmi olaya el koyaraktan gacıyı devre dışı bırakıp vizeyi onaylar. bu arada işi yokuşa süren ve çorap söküğünün ucundan tutarak gitme sana muhtacım diyebilecek vize görevlilerinin fişini çekmek de saatçi lakaplı filmin en kötü adamı durumundaki eski bond pierce brosnan amcaya düşer. karizmasından bir şey kaybetmemiş olarak bu kez kurtarmak değil öldürmek işinde ustalaşmış pierce amca yaptığı bombe sayesinde herkesi temizler ancak milla jovovich kurtulmayı başarır. olaylar milla jovovich in terörist eylemlere karıştığı ve vizeleri onayladığı yönünde manipüle edilerek halka servis edilir ve milla teyzenin infazı istenir.

elini attığı her dal kuruyan kime gitse kapılar yüzüne çarpan çooook zeki olmasına rağmen olayları çözmekte dedektif gadget tan bile daha yavaş kavrama becerileri sergileyen londra yı avucunun içi gibi bilmesine rağmen metroda kaybolan hadi son bir umut diyerek oğlu yakalanmış memur amcanın evine giden milla teyze orada arkadaşıyla karşılaşıp umudunu tazeler ve bir tabur askerin içinden kuş uçsa avlamak için emir almış terör ihbarı nedeniyle teyakkuzda olan amerika büyük elçiliğine girer ve amerikaya gidebilmek için kendisine pasaport aşırıp elini kolunu sallaya sallaya oradan uzaklaşır.

milla jovovichfilm boyunca hiçbir yeteneğine şahit olmadığımız milla jovovich amerikaya gelip yılbaşı gecesinde times meydanında milyon kişinin ölümüne neden olması için planlanmış bombayı durduracaktır. hakkında film boyunca o kadar fazla bilgi öğrendiğimiz ama bu bilgilerin hiç birinin karşımıza işe yarar bir şekilde çıkmadığı düşünülürse niye anlattın o zaman bunları demekten kendimizi alamayız.

bombanın inha edilmesi için uzaktan atış yönteminin seçilmiş olması tuzdur biberdir ne varsa ortama ekmiş milla teyze de 50 kat merdiveni bir çırpıda koşarak çıkıp nefes darlığı bile geçirmeden amerikayı bir kez daha kurtarmıştır. film boyunca biri rus biri ingiliz iki adamla kapışarak cüssedir kastır bana yazmaz arkadaş pozlarıyla ayakta kalmayı başaran milla teyzenin yeteneğinin merdiven çıkmak olduğunu düşünmekteyiz.

ingiliz mi5 ve içişleri de işin o kadar içindedir ki kim dost kim düşman hala bulanıklığını korumaktadır. bi anda kendi adamına bile inanmayan anında satış şov yeteneğiyle bizlere wauuuw dedirten filmin sonunda da ilerleyen zamanda kesin madalya takarlar dediğimiz amerikan yetkilileri olmasa zaten film olmazdı. zaten film olmamış. olamamış.

ÖZET: DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN GEL BİZE BAZI BAZI.

CASUSLAR KÖPRÜSÜ - CASUSLUĞUN EL KİTABI TEMALI SOĞUK BİR FİLM

casuslar köprüsü
casuslar köprüsü. aslında akademi şaşaa yı sever diye bilmediğimden değil de hani umutlar ölmez temalı ET filminden tanıdığımız sevdiğimiz spielberg yönettiği ve de forest gump filmindeki otistik rolü ve filedelfiya filmindeki gay rolüyle aldığı oscarları hala nişane gibi göğsümüzde duran tom hanks oynadığı için izleyelim dediğimiz casus deyince akla bi brad pitt bi robert redford gelen hafif ya da orta derecede aksiyon beklentisine gark olduğumuz bir film beklerken 15. dakikada uyumamak için gözlerimize sular çarptırdığımız son yıllarda geçmişini basınla paylaşmaya karar veren ve de bünyesindeki kahramanlara haklarını hollywood aracılığıyla vermeyi görev edinmiş cia in kasasından çözülen hikâyelerle oluşturulmuş tipik bir soğuk savaş dönemi filmi.


casuslar köprüsü

döneminin çok kazanan ve buna bağlı olarak da saygı duyulan üstelik güçlü bir hukuk bürosunun ortaklarından olan tom hanks yakalanan bir rus ajanının savunuluyormuş gibi gösterilmesi için kendisine müvekkil olarak verilmesi ile idealist sonradan amerikalı rolüne bürünüp ezdirmem garibi çıkışıyla ülkecek nefretin vücut bulmuş haline dönüşür. durumu kurtarmak için olur da bir amerikalı da rusların eline düşerse takas yaparız diye söyledim yauuww der ve öngörüsü gerçek olur. istihbarat uğruna kendi insanlarını bile hiçe sayan devletlerin sergilendiği filmde abd rusya doğu almanya olmak üzere bir abd pilotu rusya topraklarına düşer esir olur. madem sen söyledin de oldu o zaman pazarlık ve takası da sen yap deyip cia yetkisiyle batı almanya ya gidip henüz abd nin resmi olarak tanımadığı doğu almanya sınırları içerisindeki rusya büyükelçiliğinde pazarlığa girişmek üzere yola çıkar. bu esnada almanya ya hangi akla hizmet bilinmez ekonomi okumaya gitmiş bir üniversite öğrencisinin de doğu almanlar tarafından yakalanması takasa ortak olursak abd bizi tanımak zorunda kalır gibi saf bir heyecanla ortama dalan doğu almanyanın durumu karıştırmasına neden olsa da yer mi amerika çocuğu duruşuyla sonradan amerikalı tom hanks takas gerçekleşmezse bunu ruslara siz açıklamak zorunda kalırsınız diyerek ve de aba altından sopa göstererek hem askeri hem de öğrenciyi takas karşılığı geri alır.

casuslar köprüsü

vay efendim sen misin rus dölünü koruyan nefreti durumundan bir taşla iki kuş koparttın savaşın bağrından sevgisi durumuna ibre değiştiren tom amca öğreniriz ki daha sonra abd nin başka ülkelerle de yaptığı pazarlıklarda görev almış devletini temsil etmiştir.

ÖZET: MADALYALARIM BİÇİM BİÇİM, ÖLÜRÜM ABD İÇİN.

DİRİLİŞ - ABD TARİHİ BELGESELİ TADINDA DOĞADA HAYATTA KALMA YÖNTEMLERİ FİLMİ

leonardo dicapriodiriliş. dicaprio abimizin bize vahşi hayatı öğrettiği ayı terbiyecisi rolündeki filmidir. 
united states of patates in yani nam-ı diğer amerikanın sömürgeleştirme ve insan hakları sindirimi konularında başı çektiği dönemin içinden bir hikaye anlatan filmde yerlilerin hor görüldüğü ortamda bir kız sevdim elimden aldı felek türküsünü söyleyerek ortalıkta dolaşan dicaprio yerli sevdiğinden olma oğlunu beyaz ırkın arasında kabul görmesi için yanına almıştır. ancak çikolatanın henüz icat edilmemiş olması ya da avrupadan henüz getirtilip topluma kakalanmamış olması nedeniyle insanların koyu renge önyargılı yaklaşmalarından mütevellit dicaprio nun oğlu da beyazlar arasında pek sevilmez. üstelik siyah sevici olması vesilesiyle dicaprio da çok cana yakın addedilmemektedir. böyle bir ortamda yerlilerin topraklarına olan yağmaya katkıda bulunarak geçinmeye çalışmakta olan baba oğul lemony snicket 'ın talihsiz serüvenler dizisine taş çıkartacak olaylar zinciriyle kışın ortasında doğaya tabi tutulurlar. 

leonardo dicaprioortalıkta cirit atan kafa kazıyan yerlilerden tutun kışın bastırmasının karınlarındaki zilleri harekete geçiren aç kurtlardan kış uykusu için yatak seçimine çıkmış ayılara kadar her nevi mahlukatın bulunduğu ormanda dicaprio abimiz tek başına kimsenin sevmediği oğlunu da geride bırakarak ben diyeyim gezmeye senarist desin ava çıkar. vitrin vitrin dolaşıp son model yataklardan seçmek için günlük doğa yürüyüşlerinin ortasında rastladığı ayı ailesinin anneleri tarafından hacamat edilene kadar hırpalanıp kendisine daimi olarak sırt dekoltesine veda etmesini sağlayacak izler bırakıldıktan sonra son bir gayretle yıkılmadım ayakta olamasam da nidalarıyla çıkarttığı tüfek bıçak allah ne verdiyse artık ayıya dalan dicaprio ne yapıp edip ayının altında kalmayı başararak ayının hakkından gelir ve kendinden geçer. zevkten değil tabi.

sonra her koyunun kendi bacağından asıldığı ölen ölür kalan sağlar bizimdir anlayışının hakim olduğu düzende olunmasına rağmen ormanın kitabını yazmış dicaprio ya muhtaç ekibin geri kalanı ve kıt zekalı oğlu dicaprio yu aramaya çıkar. ayı yavrularını bulunca dicaprio yu da bulup ayının altından çıkartırlar. ayının yüzüne gözüne sırtına boynuna demeden her bir yerlerine bıraktığı hatıraları dikmek ekibin patrouna düşer ve de vicdan azabından karın tokluğuna çalışmaya razı olmak da senaryo gereği oradaki tıfıla düşer. 

leonardo dicapriokara kışın ortasında kimsenin bilmediği bir coğrafyada yaralı bir adamla ilerlemek zor gelince patronun para verecem kim bakacak bu adama demesiylen filmin kötü adamı olma yolunda burun farkıyla ilerleyen ve de neeeyyyy biri para mı dedi inlemesiyle olaya dalan 'il brutto' tıfıl ve oğulla birlikte dicaprio nun gözetim işini üstlenir. ekibin kalanı gider gitmez dicaprio dan kurtulup yola devam etmenin yollarını arayan il brutto dicaprio nun gözü önünde oğlunu öldürüp yerliler geliyo diyerek tıfılı da ayartıp dicaprio yu mezara koyar ve giderler dicaprio yu bırakıp. ölmeden mezara koydular beni türküsünün tınısında öldürmeyen allah öldürmüyor dedikleri bu olsa ki kedi gibi dokuz canlı dicaprio abimiz mezardan sürünerek çıkar ve diriliş başlar. 

leonardo dicapriokarısının hayali yanı başında oğluyla vedalaşıp siyuların kızını fransızların elinden kurtararak hayatta kalma biletini cebine atar. sağ kalmak için çiğ balık da yer çiğ bizon da hatta tarık akan misali atı yarıp içinde de yatar. sonuçta kendisini bulan patron onu kaleye getirdiğinde il brutto çoktan patronun zulasını patlatmış yola revan olmuştur. iki tas çorba içip sabah ayazında sıcak su banyosu yaparak peşine düşen dicaprio sanki 10 gün önce ayının dötünü başını pandiklediği adam değilmiş gibi intikaaaaam nidaları eşliğinde patronla beraber sürek avına başlar. bölgeyi en iyi bilen kişi dicaprio olduğu için hemencecik bulur il brutto yu. amma ve lakin genç patron kafa derisini kaptırır ve şahadete erer. karşılıklı mertsizlik kuralları çerçevesinde kapışan iyi ve kötü birbirlerinin orasına burasına bıçaktır baltadır saptır parmaktır demeden saplayıp durur. son sözü söylemek ortamın ağaları siyulara düşer ki il brutto ikinci kez kafa derisinin yüzülmesi duygusunu yaşar. dicaprio daha önce kaptığı bilet sayesinde ortamdan uzaklaşırken bizlere son bir bakış atar ve şöyle der. eee ne yapacam ben şimdi..

oscar istiyorum

ÖZET: ALMA SİYUNUN AHINI, ÇIKAR AHESTE AHESTE.

ÖNERİ: Eğer bir ayıyla karşılaşırsanız kendinizi savunmak için aşağıdaki videoda olduğu gibi yapın.